İyi Bir Dedikoducu Olmak

Birden fazla insanın bulunduğu her ortamın kaçınılmaz ve vazgeçilmez konuğudur dedikodu. Dar sokaklı mahallelerden, plaza tuvaletlerine, bar köşelerinden kıraathanelere memleketin her yerinde her kesiminden insana hitap eden bir ata sporudur.  

Türk Dil Kurumu tanımına göre dedikodu “başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılan konuşma”.  İngilizce karşılığı olan “gossip” kelimesinin ve ülkemizde yaşayan birçoklarının tanımına göre ise ortamda bulunmayan bir kişi hakkında genellikle gerçekliği kesin olmayan detaylar üzerinden konuşma.  Bu yazı özelinde ben bu ikinci tanımı kabul ederek konuya daha geniş bir açıdan bakmayı tercih ediyorum. Bu tanıma göre dedikodu özünde ne iyi ne de kötü. Ortamda bulunmayan kişiler hakkında konuşulanlar olumlu, olumsuz ya da nötr olabilir.  

Tanımlar konusunda durumu netleştirdiğimize göre gelin konu hakkında yapılan araştırmalara bir göz atalım.  

2019 yılında California Üniversitesi tarafından yapılan bir deneyde 467 deneğin gün boyunca ortalama 52 dakikalarını dedikoduya ayırdıkları tespit edilmiştir. Bu zamanın dörtte üçü nötr sayılabilecek bir içeriğe, %15’i olumsuz, %9’u ise olumlu bir içeriğe sahip olarak etiketlenmiştir.  

Amsterdam Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi iş harici ofis konuşmalarının %90’ının dedikodu olarak sınıflandırılabileceğini öne sürmüştür.  

2011 yılında ABD’nin “celebrity gossip” (ünlüler hakkındaki dedikodu ve haberler) endüstrisi 3 milyar dolarlık bir hacme sahip olmuştur.  

Bu arada genel kanının aksine yapılan araştırmalar kadınlar ve erkeklerin eşit oranda dedikodu yaptıklarını göstermektedir.  

Yani insanların başkalarının hayatlarında ne olup bittiğine dair merak ve hayranlıkları hem üniversal hem de çok güçlü. 

Nedir dedikoduyu bu kadar tatlı yapan? 

Evrimsel psikolog Robin Dunbar’a göre dedikodu atalarımızın hayatta kalmasına yardımcı oldu. Maymunların bağ kurmak ve yakınlaşmak için birbirlerinin üzerinden pire ve pislik ayıklamaları gibi biz insanlar da yakınlaşmak için birbirimiz hakkında konuştuk. Dunbar’a göre dedikodu, sosyal açıdan önemli bilgileri büyük topluluklara yayma yetisini verdi insanlara. “Bu gibi sosyal ya da kişisel konuları dedikodu şeklinde tartışıp konuşmasaydık eğer, şu anki toplumlarımız oluşmazdı.” der Dunbar. Network’ümüz kendi gözlerimizle görüp gözlemleyemeyeceğimiz kadar büyüdüğü için insanlar hakkında değerli olabilecek bilgilerin taşındığı bir ağ olarak görebiliriz Dunbar’a göre dedikoduyu.  

Bazı akademisyenlere göre de dedikodu sosyal öğrenimler açısından son derece değerli. İnsanlara hangi davranışların sosyal açıdan kabul edilebilir, hangilerinin kabul edilemez olduğunu gösteren bir araç. Çok yalan söyleyen birisi hakkında kötü konuşulması ve bu kişinin dedikodu aracılığı ile tanışmadığı kişiler tarafından bile dışlanıyor olmasını ele alalım. Toplumun diğer üyelerine yalan söylemenin sonuçlarını gösteren ve ahlaklı davranışı tetikleyen bir unsur burada dedikodu.  

Bu arada dedikodunun üzerimizdeki fizyolojik etkilerine de kısaca değinmek istiyorum. 2012 yılında Toronto Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada başkalarının yaptığı haksızlığı ya da ahlak dışı dedikoduları duyan deneklerin kalp atışlarının hızlandığı görülmüştür. Bu denekler pasif dinleyici konumundan çıkarılıp aktif katılımcılar olarak dedikoduya dahil olduklarında kalp atışlarının yavaşladığı gözlemlenmiştir. Bu araştırmadan çıkan sonuç dedikodu yapmanın vücudu rahatlattığı olmuştur.  

Dedikodu yapmanın yalnızlığı giderdiği ve insanlara aidiyet duygusu aşıladığı da sosyal bilimciler tarafından kabul edilmektedir. Zaten bir çoğumuzun dedikoduya bu kadar düşkün olmasının altında yatan en büyük kazancın da bu olduğunu düşünüyorum. Yakınlık kurma ve bir gruba ait olma ihtiyaçlarımızı kısa ve kolay yoldan dedikodu yaparak karşılayabilmek mümkün ne de olsa.

Peki tüm bunları göz önüne aldığımızda dedikodu konusunda biz bireysel olarak neredeyiz? 

Dedikodu başlığı altında kendi alışkanlıklarımızı inceleme vakti! Bu yazıyı okuduğunuz an itibariyle dikkatinizi dedikoduya ayırdığınız zamana verin. Ne sıklıkla başkaları hakkında konuşuyorsunuz? Hangi ortamlar ya da durumlarda daha sık dedikodu yapıyorsunuz? Başkaları hakkında konuşmanın sizde yarattığı duygu ne? Birisi ile birlikte başka birisinin dedikodusunu yaparken durumun size sağladığı kazanç ne, sizden götürdükleri ne?  

Çevremde gözlemlediğim bazı insanların kendi hayatlarını, hislerini ya da yaşadıklarını paylaşmaktan çok başkalarını konuşmaya zaman ayırdıkları. Sizde durumlar nasıl?  

“Dedikodu kötüdür, dedikodu yapmamalıyım, yapılan ortamlarda da bulunmamalıyım.” noktasında uzunca bir süre debelendim ben. Sosyal ortamlara barınmam zorlaştı, bazı arkadaşlıklarımın ana temelinin dedikodu olduğunu fark ettim bundan dolayı daha az insanla görüşür oldum, yer yer ‘sıkıcı’ ve ‘eğlence katili’ addedildim.  

Günün sonunda niyete bakmanın önemini fark ettim. Niyetimiz başka bir insanın iç güzelliğini, başarılarını, takdir ettiğiniz davranışlarını konuşarak birbirimizi motive etmek, yüceltmek ya da güzel sosyal davranışları örneklendirmek ise özgürce konuştum, konuşulanları da hevesle dinledim.  Niyet başka bir insanı rencide etmek, kınamak, ayıplamak ya da kötülemek ise o ortamdan ve onu konuşan insanlardan uzaklaştım.  

Bir kişi hakkında ne duymuş olursam olayım, önyargı oluşturmadan o kişiyi kendi deneyimlerimle objektif bir başlangıç noktasından tanımaya hayatım boyunca özen gösterdim. Bu şekilde dedikodunun kötü niyetli kişilerin elinde bir silah olarak kullanılmasını da kendimce engellemeye gayret ettim.

Kelimelerin gücünü ve ağızdan çıkan her sözcüğün önemini biliyorsunuz. Birisi hakkında zararsız bir konuda bile olsa olumsuz konuşmaktan kaçınmak, düşüncelerimizi ve kalbimizi temiz tutmak için son derece elzem. Ağzımdan çıkan her kelimenin bir gün dönüp dolaşıp bana geleceğinin bilinci ile söyleyecek iyi bir şeyim yoksa konuşmamalıyım prensibini hala uygulamaya çalışıyorum. Bu şekilde çok daha faydalı, motive edici ve bilgilendirici içerikler üzerinden çok daha iyi niyetli insanlarla yakınlık kurmak daha kolay.  

Seçim sizin. Dedikoduyu iyilik için de kötülük için de kullanmak mümkün. Her zaman olduğu gibi bu konuda da aydınlık tarafta kalmak için çaba harcayacağınıza hiç şüphem yok.  

Gelişim ve sorgulama dolu bir hafta sizlerin olsun.  

Kendinize iyi davranın.

Cansın Ersöz

Cansın Ersöz

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Cansın Ersöz

Mart 23, 2020

Cansın Ersöz

Mart 11, 2020

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.