DÜNYANIN GÖRSEL DİLİ

Christoph Niemann’ın konuşma biçimi, görsellerinden taşıyor ve hepimizin anladığı bir dile dönüşüyor.

Netflix’te yakın zamanda 2. sezonu yayına giren Soyut Düşünce: Tasarım Sanatı belgesel dizisi, henüz tanımayanlarla Christoph Niemann’ı buluşturuyor. Tasarım dünyasına en doğru ve yeterince sürreal bir giriş çünkü Niemann’ın kendisi sürreal. Onu ilgi çekici kılan yanı da bu.

Christoph Niemann, gününün büyük bir kısmını dev bir masa, birkaç sandalye ve iki masa lambası dışında pek bir dekor barındırmayan minimalist çalışma odasında; kalemleri, kağıtları, bilgisayarı ve kahve makinesiyle geçiren biri. Onun için kameralar, gündelik rutininde hiç yer almayan, başlı başına alışılmadık gereçler. Karşısına kayda başlamış bir kamera konulduğu an, kafasında sorular beliriyor: Acaba onun sanatını anlatan bir belgesel, Niemann’ın kendisi hakkında mıdır, yoksa Niemann aslında o belgeselin ortaya çıkaran mıdır? Kafanız karıştıysa dert etmeyin, çünkü onun aklı her gün bu şekilde çalışıyor, ortaya çıkardığı eserler de bu karmaşanın verimli sonuçları.

“Sabah 9 ile akşam 6 arası olan her şey, işle ilgilidir.”

Ondan kendisini tanımlamasını isteseniz, size durumu bir sıfatla açıklar: Ben bir sanatçıyım. Bu pekala doğru bir tanım ama onun işlerine aşina oldukça, tek bir cümlenin yetersiz olduğunu düşünmeye başlayabilirsiniz. Biz CV’sinden başlıkları kısaca sıralayalım: 1970 doğumlu illüstratör ve tasarımcı. Düzenli olarak The New Yorker, National Geographic ve The New York Times kapaklarını tasarlıyor. Venedik Bienali ve Olimpiyat Oyunları için olay yerinde tasarımlar yapıyor, New York City Maratonu’nu halihazırda koşarken resmediyor. Hermés, Google, LAMY gibi markalarla çalışıyor. Tüm bunlara rağmen son derece mütevazi ve yeterince deli.

Anlaşılacağı üzere kendi mesleğinde çoktan zirveye erişmiş olsa dahi, o bile hala her gün masasına oturduğunda, mükemmel bir formülün arayışına düşüyor. Fakat onu ayrı kılan, böyle bir formülün olmadığını bilmesi. Kalemi eline aldıktan sonra, kağıtla belki saatler sürecek bakışmasının başlayacağını biliyor. O sürede tek biz çizgi bile çekemeyeceğinden emin. Ve her günün sonunu getirmesini sağlayan, tüm bu anlarda çılgınca şeyler yaşayacağına olan inancını hiç kaybetmemesi.

Onun için yolun başlangıcı anavatanı Almanya’ya, özellikle Berlin’e dayanıyor. Çocukluktan başlayan kara kalem çizimler, yaptıklarını asla yeterince takdir etmeyen öğretmenler ve onu kamçılayan sanat okulu… Zaman geçiyor, içten içe bir gün yeniden rotasını oraya kıracağından emin şekilde, New York’un yolunu tutuyor. Tek başına geldiği ilk şehrin New York olduğunu söylüyor Niemann ve ona göre “eğer bir şehre tek başınıza gidiyorsanız, orası sizindir”. Tam bu noktada aklıma, Niemann’ın da mirasını devraldığı, The New Yorker’ın efsane çizerlerinden Saul Steinberg’in bir sözü akla geliyor. Steinberg her insan için, ama özellikle de her sanatçı için, “kaçıp gitmenin” en önemli şey olduğunu; ancak evinden, ana akımdan, kültüründen kaçıp uzaklaştıkça yeni bir şeyler üretebildiğini söylemiş. Belki de Berlin’den çıkmak, Niemann’ı bugün bu kadar çok konuşabilmemiz için gerekliydi.

New York, onun için yeni topraklar ama aşina olduğu bir kültür. Yıllardan beri içinde büyüdüğü dünyanın vücut bulmuş hali. Elinde çizimleriyle şehrin sokaklarında gezerken, çevresindeki enerjiyi kağıda döküp yeni tasarımlar yaparken kendini de yeniden keşfediyor; özellikle de iş yapış biçimini. Niemann, verimli çalışabilmek adına işini mutlak bir şekilde özel yaşamından ayrıştırması gerektiğini keşfetmiş. Şehrin herhangi bir yerindeki herhangi bir cafe’de oturmak ve çalışmak ona göre değil. Onun minimalist ofisinde kendisiyle baş başa kalmaya ihtiyacı var. Yani soyutlanmaya. Soyutlanmak demişken, bir de üretim tekniği olarak soyutlama kavramına değinelim.

Soyutlama nedir, nasıl yapılır?

Niemann’a göre soyutlama, sanatın en önemli kısmı. Bunu derken yalnızca kendi disiplininden bahsetmiyor, soyutlama kavramını biraz daha açıp şöyle yorumluyor: “Soyutlama, bir işe yaramayan her şeyden kurtulmaktır.” Basit gibi görünse de bu cümle, belki de her türlü tasarlama işinin özünü oluşturuyor. Örneğin, yolu bir şekilde yazıyla kesişmiş herkes şu lafı duymuştur: Kill your darlings. Yazar William Faulkner’ın bu sözüyle Niemann’ın soyutlama tanımı, aslında çok da farklı şeyler anlatmıyor. Her ikisi de -farklı sanat disiplinleri içim- fazlalıkları atma hususunun, üretim sürecinin en hassas ve gerekli süreçlerinden biri olduğunun altını çiziyor.

Christoph Niemann, özellikle The New Yorker kapakları hayatının bir rutini haline geldiğinden bu yana üzerindeki baskıyı daha sık hisseder hale gelmiş. Son teslim tarihleri, kimilerine göre en azılı ilham kaçırıcılarken kimilerine göre ateşleyici bir güç. “İlham, amatörler içindir. Biz profesyoneller sabah kalkar ve işe gideriz.” diyor ressam ve fotoğrafçı Chuck Close. Niemann da esasında bu ekole mensup. Bir şeyin ortaya çıkma şansını yaratmanın kendi elinde olduğunu biliyor ancak bunu yeni bir fikrin ona gelmesini bekleyerek yapmıyor; masasına oturup sadece yapmaya başlıyor. Sanatın hangi dalıyla uğraşırsanız uğraşın, ortaya tam olarak ne çıkacağını bilmeden çalışmaya koyulmak belki de en etkili itici güç ve işin büyüsü de burada.

Niemann’ın renkli hikayesini günbegün takip etmek için sanatçının Instagram hesabı, iyi bir başlangıç noktası. Sunday Sketches adını verdiği paylaşımlarını hem yaptığı en güzel hem de en gereksiz işler olarak tanımlıyor. Ona göre Sunday Sketches, tamamen kontrolü dışında gelişiyor, hatta en iyi olanları tesadüfen ortaya çıkıyor; oysaki o çalışırken kendini bir kontrol delisi olarak tanımlıyor. Bu çizimler, tasarımlar ve ışık oyunları Niemann’ın işine yaklaşımıyla temel bir tezat oluşturdukları için bu denli ilgi çekiyor; hem bizim ilgimizi hem de kendisinin. İşte size anafikri verecek bir örnek.

Son söz Niemann’ın: “Benim hedefim görseli kendime dil edinmek. Tıpkı bir piyanistin dilinin piyano olması gibi. Birinin tuşları kontrol etmesi ve bir dile farklı fikirlerle farklı duygular iletebilmesi gibi. Dünyayı alıp, görsellere koyup, iletmek… Ve bunun için durmadan üretmek zorundayım. Bitmedi çünkü bir şeyin bitmesi fikri, benim başarmaya çalıştığım şeyin tam zıttı.”

Yiğit Tuna

Yiğit Tuna

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.