Facebook beğeni sayısını kaldırması kullanıcı psikolojisini nasıl etkileyecek?

Sosyal medyanın beyin kıvrımlarına baskı yapan psikolojik tesiri artık kontrol altına alınmalı mı? Facebook’a göre 10 yıl önce hayatımıza giren beğeni tuşuna ne kadar basıldığını temsil eden sayıları artık gizlemek gerekiyor.

The Guardian’da geçtiğimiz yıl karşıma çıkan son derece ilgi çekici bir makale, Facebook’un ilk yıllarında görev almış mühendislerinin itirafları ile gelen isyanını içeriyordu: Akıllı telefonlar ile beynimiz hack’leniyor ve buna biz sebep olduk!

Facebook’un sosyal medya ikonları üzerinde çalışmış ilk isimlerden Justin Rosenstein, eroine benzettiği Snapchat ve diğer sosyal medya uygulamalarını ilk önce kısıtlamaya çalıştı. Önüne geçemeyince tüm sosyal medya hesaplarını ve bağımlılık yapan tüm diğer uygulamaları tek tek sildi.

Rosenstein, 2009 yılında illüstratör Leah Pearlman ile “like” tuşunu hayata geçiren ekipte yer alıyordu. Pearlman, “beğeni” butonu fikrini ortaya atan ilk isimdi. Yıllar sonra, hazırladıkları tasarımlardan seçtiklere renklere kadar tüm hazırlıkların “insan beynini ele geçirmek için olduğunu” itiraf ettiler.

Pearman’ın “beğeni” özelliği hakkındaki sözleri, hayatımızı değiştiren butonun evrimini net bir şekilde özetliyor:

“İnsanlar onay alıp vermeden kaynaklanan kısa vadeli etkileşimden heyecan duydu. Facebook da bu sayede reklamlarını geliştirmek için kullanıcı tercihlerine ait Büyük Veri elde etti. Böylece beğeni tuşu kısa zamanda diğer sosyal medyalarda da hızla yayıldı.”

Karşılaştırma ve kıskançlık döngüsünün başlangıç butonu

Yazın çıkan haberlere göre, Facebook yakın gelecekte haber akışında beliren paylaşımlardaki beğeni sayılarını gizleyebilir. Sebebi, kullanıcıları kıskançlık krizlerinden korumak ve onları oto sansürden uzak tutmak.

Instagram, aralarında Brezilya ve Kanada’nın da yer aldığı 7 ülkede beğeni sayılarını gizleme güncellemesini test ediyor. Uygulama kapsamında kullanıcılar toplam beğeni sayısı yerine sadece ortak arkadaşlarının birkaçına ait isimleri görebiliyor. Buradaki amaç ise kullanıcıların psikoloji üzerinde ağır etki yapan karşılaştırmalardan kaçınmalarını sağlamak. Dahası, beklediği kadar beğeni alamayan kullanıcıların “yetersiz kaldıkları” hissini ortadan kaldırmak.

Nihayetinde, beğeni sayısının kaldırılması yeterince beğeni alamayan kullanıcıların paylaşımlarını silmeleririni ve paylaşım yapmayı kesmelerini de önleyecek.

Beyinde mutluluğu artıran dopamin hormonunu tetikleyen “kutsal” simge. [Pixabay]

“Kıskançlık ve karşılaştırma” hastalığı

Facebook’un en önemli içeriği olarak gösterebileceğimiz beğeni sayısının artık bir değer sunmayacak olması, sosyal medya kültüründe alışması zor bir etki yapabilir. Ancak hayata geçer ve zamanla kabul edilirse, kullanıcıların davranışlarında belirgin değişim olacağını söylemek zor değil. Bu düşünceyi, geçmişteki araştırmalara dayanarak savunabiliriz.

Londra Brunel Üniversitesi tarafından 2015’te yapılan araştırma, Facebook’ta en çok paylaşım yapanların özgüveni düşük veya narsist kişiler olduğunu ortaya koymuştu. Araştırmanın başını çeken Dr. Tara Marshall, “kullanıcıların beğeni ve yorum alabilmek için kendileri hakkında belli bilgiler vermenin ötesine geçerek çok daha fazla bilgi paylaştıklarını” belirtmişti.

Araştırma, istediği kadar beğeni ve yorum alan kullanıcıların “sosyal doyuma” ulaştığını, öte yandan alamayanların dışlanmış hissetiklerini ortaya koydu. Paylaşımları ilgi çeken kullanıcıların, beğeni toplayan konulara daha fazla ağırlık verdikleri de ifade edildi.

Kısaca, Facebook’un “beğeni ve yorum almak için” kullanılam bir sosyal doyum aracı haline dönüştüğünü söylemek zor değil.

2015’e ait bir diğer araştırma, “karşılaştırma” sorunu ile bağlantılı. Psychology of Women Quarterly dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, kadınlar internetteki vakitlerinin neredeyse %40’ını internete ayırıyor. 17-25 yaş arası kadınların Facebook’ta geçirdiğin vaktin neredeyse tamamı, fotoğraf karşılaştırmaya odaklanıyor.

Araştırma, fotoğraf karşılaştırma bağımlılığının genç kadınlarda “nesnelleşme” hissini artırdığını ve sürekli nasıl göründüklerini, geçmişteki hallerini gözden geçirdiklerini ortaya koydu. En kötüsü, görüntüsünü beğenmeyen kadınlar bunu saplantı haline getirirse sağlıksız diyet gibi olumsuz uygulamara yönelebiliyor.

“Sosyal doyum çağı” sona erecek mi?

Son olarak, “kıskançlık” sorununa da değinelim. Missouri-Columbia Üniversitesi tarafından yine 2015’te yapılan ve öğrencileri kapsayan araştırmaya göre, Facebook kıskanç kullanıcıları zamanla depresyona sürüklüyor. Arkadaşlarının yaptıklarını ve yaşam tarzlarını kıskanan kullanıcılar, zamanla depresif hale geliyor.

Computers in Human Behavior dergisinde yayınlanan araştırmada geçen bir ifade çok önemli: “Facebook başarıların kıyaslandığı bir platform olarak kabul edildiği sürece çok olumsuz sonuçlar doğurabilir.”

Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu faktörlerin doğru olduğunu söylemek için yeni araştırmalara gerek yok. Eğer kullanıcı sayısı toplamda 3 milyarı aşan Facebook ve Instagram beğeni sayılarını kaldırırsa, hastalığa dönüşen ve beyin kıvrımlarını felç eden kıskançlık ve karşılaştırma mekanizması sönebilir. “Sosyal doyum” çağının sona ermesi ile narsist, depresif ve bir o kadar yapmacık insanlar artık normalleşmeye vakit bulabilirler.

Umarız.

Mufit Yılmaz Gökmen

Mufit Yılmaz Gökmen

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.