Bağlılık vs Bağımlılık

İnsan ilişkilerinden illallah edip, kabuğumuza çekilmeyi istediğimiz birçok an yaşıyoruz hepimiz. Kendi kendimize yetebilmeyi, sadece kendisiyle kalarak da mutlu olabilmeyi öğrenmek istiyoruz. Öğrendiğimizi söylüyoruz, ya da öğrenememekten yakınıyoruz. İyisiyle kötüsüyle, bir şekilde var olarak hayatımızın akışında kemikleşmiş bir rutini izlerken dikkatimizi dağıtıp, döngüyü kıran, biraz kafamızı dağıtan ikili ilişkilere muhtaç olmamayı diliyoruz.

Burada ikili ilişki diye bilinçli bir kelime dizgisi seçimi yaptığımı söylemek isterim. Aile ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri, romantik ilişkiler, kendimizle ilişkimiz, evcil hayvanımızla, mahallemizle, ülkemizle, dini inanışlarımızla ilişkimiz. Herhangi iki şeyin birbiriyle ilişiklik halinde olması: ikili ilişki.

Daha önce kendi’likle ilgili bir yazımda, mutlu bir hayat sürmenin yolunun en özüne kadar inerek kendinle -her türlü dış etmeni filtreleyen bir gözlükle- tanışmakta, sevişmekte olduğu fikrimi dile getirmiştim. İşte, herhangi bir ikili ilişkiye ‘muhtaç’ olmadan, kendinle var olabilmenin yolu da, bu aynı yol. Kendini seven bir insan, tek başına mükellef sofralar da hazırlar, aynanın karşısında dans da eder, sakin sakin kitabını okurken zamanın nasıl geçtiğini de belki hiç fark etmez. Fakat kendini sevebilme eylemini baki kılabilmek için, yine de diğerlerine ihtiyaç duyarız. Bazen, onların gözünden kendimizi dinleriz. Onların kalbindeki, hayatındaki yerimizi anlar, içimizde bir huzur hissederiz. Müteşekkirizdir. Bilmukabeledir.

İşte bu, sevdiklerimize duyduğumuz bağlılıktır. Bağlılık, bana kalırsa, herhangi bir ikili ilişkinin olmazsa olmazıdır. Ancak değer verdiğimiz bir kimseye bağlı hareket etmeyi göze alırız. Bu kelime aslında birçok başka kavramı içinde barındıran bir sağlıklı ilişki çatısı gibidir. Bunu kaldırın, içinde vefa vardır, umursamak vardır, hesaba katmak vardır, ince düşünmek vardır, iyiliğini düşünmek vardır, onun karakter özelliklerini, gündelik hayatını, sevdiklerini sevmediklerini merak etmek vardır, içinden gelmek vardır… Sevmek vardır!

Gelelim ibrenin, spektrumun ortalarından uçlarına doğru kaydığı alanlara… Bağlılığa bir hece eklendiği anda anlamını tamamen değiştirdiğini çoğu kişi fark etmiyor bile. Birine bağlı olmakla, bağımlı olmak arasındaki dev uçurumu biraz oturup düşününce görebiliyorlar. Bağımlılık kelimesi, fanatizmi çağırır. Fanatizmin ise hiçbir türlüsü iyi değildir. Dünyanın içinde bulunduğu vaziyetin bana kalırsa tek sorumlusu zaten, dinde, kültürde, milliyette, ırkta, erdemlerde, geleneklerde ya da herhangi başka bir şeye fanatik duygular besleyenlerdir. Bağımlılık, yoksunluk sendromuna delalet eder. Bir ikili ilişkide taraflardan biri, diğerine bağımlıysa o ilişki ocağın üstünde düdüğü çalmak üzere ısınmakta olan su ısıtıcısına benzer. Bunu kaldırdığınızda, altından kontrol çıkar, kıskançlık çıkar, saygısızlık çıkar, anlayışsızlık çıkar, bencillik çıkar, manipülasyon çıkar.

Siz, siz olun. Çekildiği an, yıkılacağınızı bile bile yaslanmayın hiçbir şeye, hiç kimseye. Siz kendiniz olarak ayakta durun. Yaslanmadan, güzel güzel ipler atabilir, “bağlanabilirsiniz” etraftaki güçlere. Onlar sizin tekil olarak ayakta durmanızı destekleyen sağlıklı güçlerdir. Fakat o kadar… Yetmez mi?

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Ceren Otkun

Kasım 16, 2019

Yiğit Tuna

Ekim 30, 2019

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.