AKSİLİKLERLE DOLU ACIKLI BİR KOMEDİ

AFTER LIFE, HAYATININ EN ACIMASIZ ZAMANINI ACIMASIZ BİRİNE DÖNÜŞEREK YAŞAMAK İSTEYEN BİR ADAMIN HİKAYESİ. SONUÇ TABİİ PEK DE UMDUĞU GİBİ OLMUYOR.

Hepimiz hayatlarımızı seçtiğimiz bir raya oturtup ilerletmek istiyoruz. Bunu ne kadar erken yaparsak o kadar iyi olur, diye düşünüyoruz. Hayatta kritik seçimler yapmamız gereken anlar geldiğinde, alacağımız yolun önünün ve arkasının belli olmasını tercih ediyoruz. O ray; etiği, anlayışı, empatiyi ve daha birçok kuralı belirliyor, belirlesin diye de uğraşıp duruyoruz. Ama bazılarımız için hayatta öyle bir nokta geliyor ki, hesaba katamayacağımız şeyler oluyor ve rayda kalmak o noktadan sonra artık hiç çekici gelmiyor, bir bağ hissetmiyoruz ve bulduğumuz ilk boşluktan dışarı atıyoruz kendimizi.

“Komedyen düşündürmesi” diye bir kavram olduğunu düşünebiliriz. Güldürürken düşündürmek klişesinden bahsetmiyoruz. Komedi, en temelinde, doğru bildiğimiz yanlışlar üzerine kurulur ve bu yanlışlar o kadar boldur ki, komedinin malzemesi hiç bitmez. Burada kastedilen “komedyen düşündürmesi”, kimi komedyenler komediyi sadece bu amaçla yapmasıyla ilgili. Yani beklentisi yalnızca kahkaha değil, kahkahanın yanında insanda kalan ve uzaklara bakmamızı sağlayan bir başka his. Ricky Gervais’in After Life’da yaptığı da bence bu.

After Life, ünlü komedyenin yazıp yönetip oynadığı, belli ki kendinden çok şey kattığı son işi. 6 bölümlük dizi, eşini kaybeden (böylece rayından çıkan) Tony’nin yaşadıklarına odaklanıyor. Ama dediğimiz gibi, bir komedi olarak yola çıksa da Ricky Gervais’in güldürmekten öte anlatacak çok şeyi olduğunu hemen anlıyorsunuz. Yarım saatlik bölümler su gibi akarken bolca İngiliz aksanı, sıra dışı karakterler ve sert şakalar size eşlik ediyor.

Son yıllarda çok sık kullandığımız “çerez dizi” sıfatı, genelde sitcomlara yakıştırılıyor. Üzerine çok kafa yormayı gerektirmeden izleyip, eğlenip unutulacak seyirlik gibi bir anlamı var. Oysaki kimse çerez olsun diye bir şeyler yazmaz, çekmez, oynamaz. Biz karşımıza çıkan son ürünü her ne kadar çerez diye nitelesek de o işin arkasında üzerine deli gibi kafa patlatılmış bir tema, bir olay örgüsü, uzun bir süreç var. After Life çerez olmadığını, anlattıkları yüzünden de olamayacağını ilk dakikasından hissettiriyor. Söz konusu komedi olunca, işi beğendirmek daha da zor çünkü beklenti tek ve kesin: Güldürmesi gerek. After Life ise ondan komedi adına bir şeyler alacağımızı bilerek koltuğa oturmamıza rağmen sadece güldürmeyeceğini, hatta güldürme işini en gülünmeyecek olay olan ölüm üzerinden yapacağını söyleyerek zaten maça 1-0 önde başlıyor, merakı artırıyor.

“Hikaye nedir?” sorusuna yıllar içinde verilen cevaplardan biri, bana kalırsa After Life’a cuk oturuyor: Hikaye, cesaret edemediklerimizle ilgilidir. İlgimizi çeken, izlediğimiz, dinlediğimiz, başkalarına anlatmak istediğimiz hikayeler, küçük ya da büyük, cesaret edemediğimiz şeylerle ilgili olanlar. Sokakta biri bizi çevirip “Paran var mı?” dediğinde “Evet, var.” deyip, “Ver o zaman.” dediğinde de “Neden?” diye sormuyoruz, çünkü belirlediğimiz raydan çıkmak, başımıza dert almak, düzenimizi bozmak istemiyoruz. Ama Tony bunu yapmıyor, o kendi rayını paramparça ediyor, ya da zaten parçalandığını anlayıp artık ona göre davranmaya karar veriyor. Elbette yukarıdaki örnek hemen her gün karşılaştığımız bir örnek değil, karşılaşıp bunu denemeyi dilemeyiz de ama benzeri bir olayı yaşayan Tony’nin sonrasında söyledikleri, dizinin de mesajını açıkça veriyor: “Artık yapmak istemediğim şeyler yapmaktan bıktım. Hep bir seçenek vardır.”

Dizi, en abartılı durumları olabilecek en derin diyaloglarla sunduğu için bu kadar akılda kalıcı ve bir komedi olarak yola çıktığını hiç unutmadığı için, bu derinliğini kahkahayla süslüyor. Demek istediğimiz, After Life’ın herhangi bir sahnesi Tony’nin kendini bilmezliği ve aksi tavırlarıyla önce sizi biraz rahatsız ediyor, sonra yaratılan abartılı duruma verdiği tepki sizi şaşırtıyor, hatta ciddi ciddi uzaklara daldırıp düşündürüyor ve tam aydınlanma anını yaşayacakken gelen şakayla sahne, kahkahanızla sonlanıyor. Elde kalan ise acı tatlı bir his.

“Twitter trolü gibisin. Sen mutsuzsun diye herkes mutsuz olsun istiyorsun.”

Tony, başlardaki halleriyle bu cümleyi sonuna kadar hak ediyor. Karşılaştığı her insanın açığını onların yüzüne vuruyor, kendi çektiği acıyı geçiremediği için herkes acı çeksin istiyor. Çalıştığı gazete için kendini haber yaptırmak isteyen insanları ziyaret ettikçe Tony, yaşadıklarının ve raydan çıkmasının etkisiyle, normal şartlarda belki de bu kadar irdelemeden yapacağı haberlerin bile üstüne düşünüyor ve onlardaki saçma yanları buluyor, insanları zor durumda bırakıyor. Sonuç olarak insanlar yerel gazeteye çıkmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve bu durum Tony’yi artık rahatsız ediyor.

Ancak zaman içinde Tony’nin karşısına çıkan insanlar, birer birer ummadık şekillerde onun yol göstericisi oluyorlar: Babasının huzurevindeki bakıcısı, eşinin mezarlığında tanıştığı Anne ya da yeni iş arkadaşı Sandy… Eşini kaybettikten sonra yapayalnız kalmaya ant içmiş bir adam, böylece hiç planlamadığı şekilde arkadaşlar kazanıyor ve anlıyor ki hiçbirimiz sonsuza dek yalnız kalmak için burada değiliz. Tony’nin tavrı da insanlar onu anladıkça değişiyor. Acı yaşayan tek kişinin kendisi olmadığını gördüğünde ise, mutlu olma ihtimalini uzun zaman sonra ilk kez düşünüyor.

“Mutluluk şahane bir şey. O kadar şahane ki sende olup olmaması bile önemli değil.”

Dizi boyunca dikkat edin, yüzünüzde bir tebessümle izlediğinizi fark edeceksiniz. Tony’nin de dediği gibi, hayatın kıymeti, tekrarı olmamasından geliyor. Ve o da günün sonunda herkesin en az bir kere yerel gazetede yer alması gerektiğine inanıyor. Her birimizin hayatı, kendi yerel gazetemiz ve her birimiz bir kenara köşeye “Buradaydım” yazmalıyız. Ne yaşarsak yaşayalım hayata iz bırakmalıyız. Hayatın farklı dönemlerinde herkes bazen Tony’ye dönüşebiliyor, herkesin bunun için farklı sebepleri oluyor. Ama kendimize hatırlatmamız gereken, geriye dönüp bir şeyleri değiştirmenin asıl ihtiyacımız olmadığı. Değiştirmek istediğimiz kötü şeylerin, aslında bugün yaşadığımız iyi şeylerin sebepleri olduğu. Keşkelerden sıyrılıp ilerlememiz gerektiğini, hayattan keyif alamadığımız zamanlarda bile dünyayı iyi bir yer yapmayı sürdürdüğümüzü fark edince, After Life daha da anlam kazanıyor. Dünyanın en aksi adamı, kendini keşfediyor. O, yaşayabileceği en büyük kaybın ardından bile hayata hala katabileceği bir şeyler olduğunu fark ediyor ve hepimizin en azından bunu deneyebileceğimizi gösteriyor. Hayat, yaşantımızdan bir hayat eksildikten sonra da devam ediyor.

Dadanizm

Dadanizm

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Dadanizm

Kasım 12, 2019

Ozan Akbas

Ekim 30, 2019

Dadanizm

Ekim 17, 2019

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.