BİR MARS İKİLEMİ: KALMALI MI GİTMELİ Mİ?

İnsanlığın kendi gezegeninden bunalıp kurtuluşu uzaklarda, çok uzaklarda, hatta kimi zaman ışık yılları kadar uzaklarda aradığı bir dönemden geçiyoruz. İçimizde süregelen, bazılarımızı heyecanlandıran, bazılarımızı korkutan ve bir türlü adını koyamadığımız bir his var. Belki de o his, gezegenlerarası romantizm. Örneğin Mars. Yüzyıllardır en yakınımızdaki kızıl gezegen. Kimi zaman yörüngemizde bile bize kendini gösteren, olası yeni dünya. Mars’a ulaşmak istiyoruz, Mars’ı arzuluyoruz, oraya adım atmak ve oranın yerlisi olmak için her yolu deniyoruz ama kavuşamıyoruz. Londra Tasarım Müzesi’nin sergisi, bu hasrete deva olabilir. Üstelik Londra’yı terk etmeden.

“Mars’a neden gidelim?” sorusuna “Mars orada, neden gitmeyelim ki?” yanıtının verilebildiği bir çağda yaşıyoruz ama iş günden güne ciddiye bindikçe, bu soru yerini yeni ve görece daha derin sorulara bırakıyor; yeni sorular hepimizi düşündürüyor: İnsanlar için tasarlanmamış bir yerde nasıl insan kalmayı sürdüreceğiz? Yalnızca karaya ayak basmanın bile dokuz ay süreceği uzay yolculuğunu nasıl bitireceğiz? Hangi noktada artık kendimize Marslı diyeceğiz? Moving to Mars sergisi bu sorulardan yola çıkıyor, tasarımcıların ve bilim insanlarının ortaya attığı fikirlerle, özenle çalışılmış prototiplerle ve araştırma verileriyle fazlasıyla yaratıcı sonuçlar ortaya çıkarıyor.

Müze, Mars’a dair tüm birikimizin geçmişine bir yolculukla açılıyor. Bu yolculuk yıllar, hatta yüzyıllar önce üretilmiş fikirlerle eskizlerden yer aldığı kitaplar ve resimlerden, Hollywood’un Mars hayallerine kadar uzanıyor. Bir yandan, insanlığın henüz kızıl gezegene dair tüm bilgisinin gökyüzünde kocaman kırmızı bir görüntüden ibaret olduğu dönem ürettiklerine bakarken, diğer yandan yanınızdaki dev dijital ekranlarda NASA’nın ilk kez yayınladığı bazı görüntülerde Mars yüzeyinin en son fotoğraflarını görünce, kendinizi bir bilimkurgu filminde hissetmeniz işten bile değil.

Fotoğraf: Ed Reeve

Uzay kıyafetlerinin evrimine ayrılan özel bir alan, astronotların stillerinin yıllar içinde nasıl ve neden değişime uğradığını görsel ve yazılı olarak anlatıyor. Üç boyutlu tasarlanmış Mars habitatında, olası bir taşınma durumunda kendinizi evinizde hissetmeniz amaçlanıyor ve Mars’ta yaşayacakları nasıl bir evin beklediği, deneyerek test edilebiliyor. Tasarımcı Konstantin Grcic’in Mars yaşamına katkısı ise, “Yerçekimsiz ortamda yemek yemek nasıl bir his olurdu?” sorusundan doğuyor ve yolculuğun yemek masası ortaya çıkıyor. Moda tasarımcısı Anna Talvi’nin ortaya koyduğu son derece gerekli ürün, aynı zamanda onun mezuniyet projesi. Kendi anlatıyor.

Serginin bir diğer dikkat çekeni de ExoMars uzay robotunun birebir örneği. İçimizde Mars’a en yakın tarihte gidecek yolcu olan ExoMars, 25 Temmuz 2020’de fırlatılıp, Mart 2021’den itibaren planlanan yaklaşık 7 aylık görevine başlayacak.

NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve SpaceX’in katkılarıyla bir araya getirilen 200’den fazla obje, tasarımcıların üç boyutlu çalışmaları, NASA’nın 3D-Printed Mars Habitat Challenge kazananları AI SpaceFactory, Foster & Partners’ın Mars’ta inşaat sektörünü kontrol edecek robot işçileri, yeni gezegenimizin sürdürülebilir şehir planlaması örnekleri ve çok daha fütüristik eser, Moving to Mars sergisiyle 23 Şubat 2020’ye kadar Londra Tasarım Müzesi’nde.

Yiğit Tuna

Yiğit Tuna

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Yiğit Tuna

Kasım 12, 2019

Ozan Akbas

Ekim 30, 2019

Ozan Akbas

Ekim 8, 2019

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.