Dünyanın İlk Yeraltı Parkı – The Low Line

Bu proje, 60 yıldan fazla süredir terk edilmiş bir tramvay terminalinin bulunduğu, Manhattan’ın Aşağı Doğu Yakası’ndaki Delancey Caddesi’nin altında yer alıyor. 2011’de iki mimar, James Ramsey ve Dan Barasch, burayı bir yer altı parkına dönüştürmek için mekânı yeniden geliştirmeye karar verdi. Bu projedeki ana devrim yeni bir teknolojinin kullanılacak olması. Önerilen güneş teknolojisi, “uzaktan kumandalı bir güneş ışığı” yaratılmasını aslında. Bu yaklaşımda güneş ışığı, parabolik bir kolektörün üstünde bulunan cam kalkandan geçer, bir odak noktasına yansıtılıp toplanır ve son olarak yeraltına yönlendirilir. Güneş ışığı yeraltında bulunan bir dağıtıcı kabındaki yansıtıcı yüzeye iletilir ve bu da güneş ışığını alana iletir. Bu teknolojiyle yeraltına aktarılan ışık ise, bitkilerin ve ağaçların büyümesini sağlayan fotosentezi desteklemek için yeterli.

Low-Line’ın pek çok avantajı var: öncelikle eski bir strüktürü yeniden kullanıyor, bu yönden ekolojik bir duruş sergiliyor çünkü yeni bir binanın inşaatına ihtiyaç duymuyor. Bu yeni teknoloji insanların yer altında doğal ağaçlar, çimenler ve bitkilerle dolu bir parkı deneyimlemelerine olanak sağladı, böylece trafik nedeniyle çekilmez hale gelen caddelerden uzaklaşma fırsatı bulacaklar. Öte yandan, New York’taki binalar o kadar yüksek ki, bu yeraltı alanına giren insanlar, insan ölçeğinde bir ortamda sessiz ve arkadaş canlısı bir ortamın zevkini yeniden keşfedebilecekler. Low-Line’ın resmi web sitesinde bir kadının kış aylarında arkadaşlarıyla piknik yapabilmek istediğini söylediği bir video var. Örneğin bu tür bir projeyle bu gibi çevresel faktörlerin imkansız kıldığı etkinlikleri yapmak da mümkün olacak.

Bir açıdan bakınca kamusal mekanlar yaratmanın aslında akla gelenden daha fazla yolu olduğunu görüyoruz. Çünkü insanların yeşil ve iyi aydınlatılmış alanlar oluşturmak için aslında doğrudan doğal ışığa bile ihtiyacı olmayabiliyorsa, teknoloji belki de yavaştan sürdürülebilir ve insanî üretimlere hizmet etmeye başlayabilir artık. Bu çığır açan projeyle, şu ana kadar tanımladığımız anlamıyla mimarlık sıfırlanıyor bile diyebiliriz. Bildiğimiz kullanımıyla pencere, duvar, dikey yapılanma, kent yaşamı ve daha fazlasını tekrar düşünmek zorundayız belki de. Gökdelen değil, her katına doğal aydınlatma sağlanabilen yerdelenler hayal edin?

Bu proje aynı zamanda gerçek bir topluluk projesi. Özel bir finansman projesi olarak başlayan çalışmada, herkes inşaatına yardım etmek için bağış yapabilirken, mahalle sakinleri yer altı parkının tasarımına bile katılabildiler.

Resmi websitesinden projenin tamamlanmasına hala yaklaşık iki yıl olduğu açıklansa da, bu tecrübe, bana kalırsa, şimdiden heyecan verici. Bakalım, izleyecek gerçek bir gökyüzü sağlamayan bir dış mekanı kandırabilecek mi insanoğlu.

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.