Güncel araştırmalara dayanan 6 güncel sağlık önerisi

Büyük Veri sayesinde bilim insanları uzun yıllara yayılan bilgileri çok daha verimli işleme imkanına erişti. Arşivlerden alınan bilgiler ile güncel çalışmaların bir araya getirilmesi, sağlığımızı ilgilendiren önemli bulguların elde edilmesini sağladı. Günlük alışkanlıklarımıza ufak bir ayar yapmamızı gerektirecek tavsiyelerden 6 tanesine kısaca göz atalım:

Çok fazla yumurta yemeyin!

Yumurtanın vazgeçilmezliği bir yana dursun ne kadar tüketilmesi gerektiği her zaman tartışma konusu olmuştur. 20 popülasyondan 30,000 kişi üzerinde yapılan en detaylı “yumurta araştırmalarından” birine göre, çok fazla tüketim erken yaşta ölüm getirebilir!

ABD Tarım Bakanlığı tarafından belirlenen diyet kolestrolü miktarı günlük 300 miligram. Bir yumurta ise yaklaşık 160 mg kolestrol içeriyor. En son araştırmada ise günlük diyet kolestrolünde her 300 mg artışın kalp hastalıkları riskini %17 artırdığı anlaşıldı. Dahası, erken ölüm riskinin %18 yükseldiği anlaşıldı. Günlük tüketime eklenecek her “yarım yumurtanın” kalp hastalıkları ile erken ölüm riskini artırma oranı ise sırasıyla %6 ve %8.

Günde 1 yumurtayı geçmemek en iyisi. [Pixabay]

Yine de çok fazla yumurta tüketmeyenler için endişe edecek bir durum söz konusu değil. The Journal of the American Medical Association (JAMA) tarafından yayımlanan araştırmada “ortalama bir ABD’linin haftada 3-4 yumurta tükettiği” belirtildi.

Eğer günlük 3-4 yumurta tüketiyorsanız, yukarıdaki riskleri de artırıyorsunuz. Uzun süreçte bir değerlendirme yapabilmeniz için şu verileri sunalım: 31 yıl boyunca her gün 300 mg kolestrol tüketirseniz, kalp hastalığı riskiniz %3.24 artacak.

Çok fazla kahve içmeyin!

Mümkün mü? Değil ama hakikaten sınırları zorlayan biriyseniz bu durumu kontrol altına almak zorundasınız. Yapılan en güncel araştırmada, bilim insanları kahve tiryakisi 47 kişiyi denek olarak kullandı. Tiryakiler ilk ay günde en az dört bardak kahve tüketti. İkinci ay ise günder sekiz bardak kahve içtiler. Süreç esnasında ve sonrasında yapılan kan analizleri, kahve tüketimi konusunda bizlere yeni bulgular sundu.

Journal of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, günde sekiz kahve bardak içmek beyinde sinir ileticilerin azalmasını sağlayan etki yapıyor. Tüketim seviyesi azalmadığı sürece, vücudun fizyolojik dengesini sağlamaktan sorumlu endocannabinoid sistemi (ECS) bozulmaya başlıyor. Stes artışı ile zayıfladığı bilinen ECS sistemi, kahve tüketimi arttığı zaman tekrar güçsüz düşüyor.

Günde 4 kahveyi geçmemek en iyisi. [Pixabay]

Kahve tüketiminin artması ECS sisteminin yanı sıra stereoit salgılarını, uyku düzeninin ve yemek alışkanlıklarını da düzensizleştiriyor. Buradan yola çıkarak günlük 4 bardağın sınır olarak kalması gerektiğini söylemek yanlış olmaz. Öte yandan, kahvenin faydalarını da es geçmeyelim.

Araştırmacılar, kahvenin glükoz düzenleyici etkisi sayesinde kilo kontrolüne yardım ediyor ve tip 2 diyabet hastalığı riskini azaltıyor. Kısaca, kahve sevgisini bağımlılığa dönüştürmediğimiz sürece bir sorun yok.

Çayı çok sıcak içmeyin!

Kahve araştırması yapılırken çay boş durur mu? Son yılların en kapsamlı çay araştırmasında bilim insanları önemli bir uyarıda bulundular: Çayı çok sıcak içmek gırtlak kanserine yol açabilir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) başını çektiği ve 2004’te başlayan araştırmada, İran’ın çay tiryakiliği ile bilinen Gülistan eyaletinden 50,000 üzerinde deneğin verisi analiz edildi. Gülistan’ın seçilmesinin bir diğer sebebi, bölgede gırtlak kanseri oranının çok daha yüksek olması.

Sakın çayı çok sıcakken ağzınıza boşaltmayın. [Pixabay]

Araştırmada, yıllar boyunca deneklerin günde kaç çay içtiği ve sağlıklarının nasıl değiştiği kontrol edildi. Son aşamada, tiryakilere 75 dereceden başlamak üzere azalan sıcaklıklarda çay sunuldu ve tepkileri ölçüldü.

Sonuçlar, birçok deneğin “güvenli sınır” kabul edilen 60 dereceyi geçtiğini gösterdi. Araştırma, 60 derece ve üzerinde çay içenlerin daha soğuk içenlere oranla gırtlak kanseri riskini iki kat daha fazla taşıdığını ortaya koydu. Bilim insanları gırtlak kanseri riskini azaltmak için “gırtlağı haşlamayan” sıcaklıkta çay içilmesi gerektiğini belirtti. Bu yüzden evde veya ofiste suyu belli derecelere kadar kaynatan su ısıtıcılar almanız çok faydalı olabilir. Ya da çok daha kolayı, çayınızı koyduktan sonra 3-4 dakika bekleyin.

Kulak çubuğu kullanırken kendinizden geçmeyin!

Kulak çubuğu ile kulak yolunu ovalarken duyduğumuz haz güzel gelebilir. Ancak bunu çok sık yapmak ne gerekli ne de hastalık riskini azaltıyor. Tersine, beyninizin ihtihap kapmasına neden olabilir.

Kulak çubuğu kullanmanın en çok bilinen riski, kulağınızda pamuk artığı kalma olasılığı. ABD’de yaşanan vaka, bu riskin ne kadar tehlikeli boyutlara ulaşabileceğine dair en iyi örneklerden biri. 31 yaşındaki hasta şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı ve aşırı uyku hali şikayetleri ile hastaneye kaldırıldı. CT taramasının ardından beynini saran dokuda iltihap ile dolu apseler bulunduğu tespit edildi. Dış kulak iltihabından sorumlu bir patojen kontrolden çıkarak beyne yayılmıştı. Peki nasıl?

Pamuğa dikkat! [Pixabay]

Hastanın beş senedir kulağında bulunduğu tespit edilen pamuk parçasının enfeksiyona neden olduğu anlaşıldı. Hasta, bu süre zarfında kulak acısı ve duyma zorluğu çektiğini belirtti. Şans eseri, iç kulağının temizlenmesi ve 8 hafta süren antibiyotik tedavisi sonrasında sağlığına kavuştu.

Amerikan Kulak-Burun-Boğaz Akademisi, 2017’de kulak kirinin temizlenmemesini önermişti. Temiz bir görüntü sağlamak için kulak temizleme çubuğu yerine serçe parmağınızı ıslatarak ovmanız yeterli olacaktır.

Kedinizin sizi tırmalamasına izin vermeyin!

Kedilerin hayatımızdaki yeri ve önemini ele aldığımızda sevgi ve şirinlik içinde saklı olan tehditlere de dikkat etmemiz lazım. En dikkat çekici ve uyarı niteliği taşıyan vaka, 2015’te ABD’de baş gösterdi. Evinde iki köpek ve bir deki olan 14 yaşındaki çocuk, başarılı bir öğrenci iken aniden şizofreni belirtileri göstermeye başladı. Okuldan ve arkadaşlarından kopan çocuk psikopatça hareketler dergilemeye başladı. Psikiyatrı kliğiniğe kapatılmasına rağmen depresif semptomlar ve intihar eğilimi ortadan kalkmadı.

Evcil hayvanlarının kendisini öldüreceğini sayıklayan, öfke patlamaları ile etrafına saldıran çocuk için ilk olarak otoimmün beyin yangısı teşhisi kondu. Bağışıklık sisteminin beyin hücrelerine saldırdığı hastalık antibiyotik tedavisi ile geçmeyince sorunun bu olmadığı anlaşıldı. Nihayet 2017’de, çocuğun vücudundaki doku bozukluklarından yola çıkılarak suçlu tespit edildi: Bartonella bakterisi.

O dişler sizden uzak dursun. [Pixabay]

Kedi, köpek veya kene ile böceklerden bulaşan bakterinin büyük ihtimalle kedi tırmığından geçtiği düşünülüyor. Özel tedavi ile kanından hastalığa neden olan bakteri arındırılan çocuk, kısa sürede kendine geldi ve normal hayatına geri döndü. Ancak tedavi süreci ailesine 400,000 dolara mal olmuştu ve denenen farklı tedavilerin neden olduğu komplikasyonlar nedeniyle bir yaz boyu ek tedavi gördü.

Şahsen filme uyarlanması gerektiğini düşündüğüm vakanın önemi, aynı durumdan muzdarip olan ve sıkıntısı fark edilememiş binlerce insan olabileceği. Yaşanan kabustan sorumlu Bartonella henselae, ciddi boyuta ulaşmadığı aşamada bir ay içinde kendiliğinden geçen bir alerjiye neden olabiliyor. Ancak beyninize bakteri sıçramasını ve her yerde mümkün olmayan bir tedaviye muhtaç kalmak istemiyorsanız, tırmık ve ısırıklardan kaçının.

Aşınızı mutlaka yaptırın!

Aşı karşıtlığı, küresel alanda milyonlarca çocuğun ve sayısız yetişkinin hayatını tehdit eden bir akıma dönüştü. Tıp dünyasının çabaları ile bir nebze bastırılan akım Ortaçağ’dan bu yana görüşmemiş hastalıkların yeniden hortlamasına, milyonlarca çocuğun kızamık, kabakulak ve su çiçeği gibi hastalıklara yakalanmasına, binlercesinin de felç kalmasına neden oldu.

Aşının ne kadar gerekli olduğu ve sanıldığının aksine diğer hastalıklara yol açmadığına dair en büyük araştırma, geçtiğimiz ay Danimarka’dan geldi. Annals of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırma kapsamında, son 10 yılda 6,517 otizm vakası incelendi. 650,000 çocuğa ait verilerin analizi, otizm vakalarının bebeklere 12-15 aylıkken yapılan aşılarla bağlantısı olmadığını gösterdi. Her türlü risk faktörünün değerlendirildiği analizde, kızamık, kızamıkçık ve kabalukak gibi aşıların otizm ile hiçbir bağlantısı olmadığı anlaşıldı.

Dünyayı aşılamak şart. [Pixabay]

Araştırmada yer alan Kopenhag Statens Serum Enstitüsü’nden Dr. Anders Hviid, otizm ile aşı arasında ilişki bulunadığına dair ilk kapsamlı araştırmayı 2002 yılında yaptıklarını ancak şüpheci görüşlerin önüne halen geçemediklerini belirtti. Aşı karşıtlığının altında topluma yayılan birçok yanlış algı yatıyor ve insanlar yanlış yönlendirmeler ile uzmanı olmadıkları alanlarda kesin yargılarda bulunabiliyorlar. Nihayetinde ne kadar yanıldıklarını yine kendileri kanıtlıyor. En iyi örneklerden biri, aşının zorunlu tutulmasına karşı olan İtalyan sağcı politikacı Massimiliano Fedriga. Kendisi, Mart ayında su çiçeği çıkararak hastaneye kaldırıldı.

Yapılması şart aşılardan kesinlikle kaçmayın. Bu, en ufak grip algınlığında acile koşuğ aşı olmakla aynı şey değil.

Mufit Yılmaz Gökmen

Mufit Yılmaz Gökmen

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Ozan Akbas

Kasım 6, 2019

Yiğit Tuna

Ekim 30, 2019

Cansın Ersöz

Ekim 23, 2019

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.