İçimizdeki Dünya 1.BÖLÜM

‘Yeni Dünya’ Röportaj Serisi

Konuk: Sinan Ergin

Bölüm 1: Spirituel Dünya ve İş Dünyası Gerçekte Neden Birbirinden Ayrı Değildir?

Spiritüel dünya ve içinde yaşadığımız dünya arasındaki bağlantıyı siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir kere şunu çok iyi farketmek lazım. Gelinen öyle bir nokta var ki; şu anda etrafımıza baktığımızda bir  yanda kendi içsel dünyası ile ilgilenen kişiler var, kişisel gelişim dediğimiz konularla ilgilenenler gibi, bir de ‘iş dünyası’ var sanki bu dünyadan ayrıymış gibi algılanan. Yani nedense bu ikisi birbirinden farklıymış gibi algılanıyor. Bu farklı algılamadan dolayı da insanlar içlerine dönmek istediklerinde dış dünyayı yani iş dünyasını ve diğer tarafları bırakmaları gerektiğini düşünüyorlar. Bir nevi içsel dünyasında olmayı tercih eden  insanlar için iş dünyası sanki biraz tü kaka meslek gibi olmaya başlıyor ve dış dünyada olanlar için de içsel dünyada yapılanların tamamı gereksiz, anlamsız ve deli saçması gibi gözüküyor. Halbuki öyle değil. İkisi birbiri ile tam bir bütünlük ve birlik içerisinde. Bugün basit bir şekilde bir satış ekibiyle konuşuyor olsanız ilk soracağınız şey: ‘inanıyor musun inanmıyor musun?’sorusudur. Yani bu ürünü satabileceğine inanıyor musun? Bu ürünü sevdin mi gibi şeyler söylüyoruz değil mi? Demekki aslında inanıyor musun inanmıyor musun sorusu içsel dünya ile ilgili bir şey. Çünkü inanmak soyut bir kavram. Fakat bir şeyin madde olarak var olabilmesi için soyuttan somuta doğru dönmesi gerekiyor. Mesela neden Steve Jobs çok başarılı oluyor? Çünkü önce bir hayal kuruyor adamcağız. Peki bu hayali kurabilmesi için neye ihtiyacı var? İçsel dünyasında bazı şeylerin olgunlaşmış olmasına. Yani içsel dünyalarında birşeyler olacak ki insanlar bir şeyler üretebilsinler. 

Steve Jobs açısından durum böyle. Hatta belki de Dünya geneline baktığımızda pek çok örnek de sayabiliriz. Fakat doğrudan iş dünyası açısından bakıldığında spirituellik biraz farklı algılanıyor.. 

İş dünyası kapitalizmden gelen bir yapı. Kapital dediğiniz şey ‘değer’ demek. Esasında bunun ilk kökeni hümanizmdir. Rönesans’tan başlar. Sonra iş dünyasına geldiği zaman onu kapitalizm olarak algılıyoruz. Kapitalizm değer üretmek demektir. İnsan değerlidir. Çünkü parayı insan yapar . Para insanı yapmaz. O nedenle de bir şeyi anlamamız gerekir ki eğer ben değerliysem yani insan değerliyse o değer bir değer üretir. O değer nereden gelen bir şeydir acaba? Bunu çok iyi anlamak ve bilmek lazım. Yani şu anda dünyadaki Top 10 şirkete bakarsak hiçbirinin kurucusunun parası yoktu. Amazon dahil. Ama şimdi gidip bakalım mesela Amazon’un kurucusu yoga yapıyor mu meditasyon yapıyor mu sormak lazım. Steve Jobs’ın yaptığını herkes biliyor. Demek ki insanoğlunun bir şeyi farketmesi gerekir ki içsel yapıdaki oluşum bir zeka pırıltısına neden oluyor. Zeka nedir esasında? Zeka, aydınlanmak demektir. Aydınlanmak görebilme kabiliyetiniz demektir. Eğer iş dünyanızda, hayatın içinde ya da kendinize iyi bir lider olacaksanız mutlaka zekanızın parlaması yani aydınlanmanız gerekir. O halde bir şeyi görebilmeniz için içerideki ruh halinizi çok iyi anlamanız lazım ki dışarıyı da anlayabilesiniz. Çünkü benim iç ruhsal halim çok kötüyse negatifse dışarıyı da negatif görürüm. Ama eğer içsel ruhsal halim iyiyse o zaman pozitifi de çok iyi görürüm. Demekki insanın ruhsal durumu dışardaki olaylara bakışını da etkiliyor. 

Bir insanın içinde ne varsa dışında da o var denir. Kendi çevremizde yani dışarda gördüğümüz, eleştirdiğimiz herşey kendimizde göremeyip, eleştiremediğimiz şeyler bütünü müdür?

Bir anlamda evet. Bir insan içsel dünyasında çatışmacı, negatif ve problemli ise o zaman bu dünyada bir şey yapmaya gerek yok, herşey çok kötü, kimse beni anlamıyor diyecektir. Demekki insanın kendi içsel dünyasındaki kalben ve ruhen birliği, esasında müthiş bir pozitif enerji ile bir şey üretebilmesini sağlıyor. Bir şeyi var etmesini sağlıyor. Sonra ne yapıyorsunuz onları, bedensel, bilgi, birikim ve tecrübenizle beraber bir madde haline dönüştürüyorsunuz. Esasında herşey içsel dünyanızdan düşünceye, düşünceden eyleme, eylemden de maddeye dönüyor. Fakat biz öyle zannediyoruz ki madde ve içsel dünya birbirinden farklı şeyler. Birebir aynı şeyler. Yani bugün şöyle düşünün mesela çatışmacı kavgacı bir adam bir ülkenin başına başkan olursa ne olur? Yani bütün herşey değişebilir. Çatışmacı kavgacı bir adamı getirip bir şirketin başına CEO yaparsanız acaba ne olur? Ama o çatışma, o kavga içeride oluşan bir olay. Demekki insan içinde huzurlu ve dengeli olduğu zaman dışarıdaki eylemleri daha farklı oluyor. Üretim daha farklı oluyor. 

Peki spiritüel zeka dediğimiz şeyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Akıl bilgiyi yorumlama kabiliyetidir. Zeka ise ruhsal yapınızla aklın birleşmesidir. Mesela bir insan atom bombası yapabilir. Ama içsel dünyası ile bütünleşmiş yaşıyorsa atom bombası yapmaz. Başka bir şey yapar. Yani bir insan aklını kullanarak Hitler olabilir. Ama eğer gerçekten içsel dünyası ile bütünleşmiş yaşıyorsa o zaman Gandhi olur ya da Atatürk olabilir. Demek ki insanın yapısı gereği aslında baktığımız zaman içsel dünyası ve dışsal dünyasındaki birleşme çok çok önemlidir. Mesela şu an ülkemizde bir kriz var diyoruz. Peki ben ne yapacağım? Mantık yeterli değil. Çünkü geçmişteki bilgilere göre mantık çalışıyor. O mantık bana yanlış şeyler de söyleyebilir doğru şeyler de söyleyebilir. Ama ne olursa olsun geçmişteki bilginin tekrarı olacağına göre o zaman benim şu anki olayı anlamam görmem mümkün değil. Geçmişteki bilgilerime tecrübelerime bakıyorum a diyorum bu kriz aynı 2001 krizine benziyor. Çünkü benim başka bilgim yok. Ama siz eğer ruhsal yapınızda bir aydınlanma yaşarsanız geçmişteki bilgi her ne kadar değerli olursa olsun şu anı anlamak için sizi yönetmez. Şu anki olayı tam bir aydınlanmış olarak anlamaya ve bütün bakmaya çalışırsınız. Negatif ya da pozitif olarak değil. Bütün herşeyden sıyrılarak. Esasında bu bir meditasyondur. Yani düşünceden ve herşeyden sıyrılarak bir olaya baktığınızda orada negatiflik ya da pozitiflik yoktur olayın bütününü ve gerçeğini görürsünüz. Olayın bütününü ve gerçeğini gördükten sonra size veya başkasına ait herhangi bir bilgiye ihtiyacınız varsa -ki bunlar hafızanızdaki bilgiler ve tecrübeleriniz de olabilir-  ve şu anda o bir fayda sağlayacaksa o zaman onu yaparsınız. Ama bazen de bakarsınız ki o bilgi fayda sağlamayabilir. 

Sizin hikayeniz spiritüel konularla nerede birleşmeye başladı peki?

Mesela basit bir örnek vereyim. Siz 20 yıl boyunca çok başarılı bir şirkette profesyonel bir şekilde – aynı benim hayatım gibi – çalışmış olabilirsiniz. Hatta milyon dolarlar yönetmiş olabilirsiniz. 15 yıl Xerox’da, 5 yıl da Canon’da üst düzey görevlerde çalıştım ben. 15 ülkeyi yönettim, Genel müdürlük yaptım, hem de satış elemanlığından başlayarak. Yani küçük bir görevden yükselmeye başladım. Böyle bir yapının içerisinde herşeyi müthiş derecede yönetebilirsiniz. Ancak öyle bir nokta gelir ki o yönetmiş olduğunuz şeyin içerisinden çıktığınızda o zaman başka bir insan olmanız gerekiyor. Aynı şekilde kriz olayı nedir aslında? Benim rutin bir işim var ve ben o rutinin içerisinde aylık maaşımı alıyorum, gayet rahatlık içerisinde yaşayabiliyorum. Şirketin müthiş ismini Süpermen kimliği olarak kullanıyorum. Herşeyi yapıyorum. Fakat ordan çıktıktan sonra artık o büyük şaşa yok. Rutin yok. Sistem yok. Şimdi orada profesyonel bir yöneticiyken bir anda kendi şirketinizin başına geçiyorsunuz. Ama kendi şirketimizi de kurduğumuzda 3 kişiydik yani. Küçük bir yapı esasında. Ama o küçük bir yapı için senin başka bir adam olman lazım. Yani o zihniyet ve düşünce ve birikim senin şu andaki kendi şirketini kurmandaki şeyle ne yazıkki başarılı yapmayacak seni. O zaman benim ne yapmam lazım. Eski Sinan’ı bırakıp yeni bir Sinan var etmem gerekir. Eski Sinan’la yeni bir dünya kurmam mümkün değil. 

Tabii, hem spiritüel dünya hem de iş dünyası açısından söylüyorum. İkisini de tam olarak anlayıp idrak etmeden tek bir çizgi üzerinde ikisi ile beraber denge içinde yürümek kolay değil.. Konu tek bir dünyayı seçmek değil, ikisini birden tek bir potada eriterek yeni bir enerjiyi oluşturabilmek.. 

Hani bizim gurbetçiler vardır ya. Almanya’ya giderler ve ne yazık ki yarısı Türkiye’de yarısı Almanya’da ne Almancı olabilirler ne de Türk olabilirler. Arada kalırlar. Arafta kalırlar. O yüzden bir şey oluşabilmesi için bu çok önemli bir konu. Meditasyon dediğimiz, yoga dediğimiz bütün çalışmaların asli nedenine bakalım mesela.  Kişi bütün gün koşturuyor, çalışıyor, didiniyor fakat beyin devamlı aktif bir biçimde çalışıyor. Devamlı düşünceler geliyor ve insan enteresan bir şekilde o düşüncelere kendini kaptırıyor, farkındalığını yitiriyor ve sonunda müthiş bir yorgunluk hissediyor. Mesela bir fabrikada ya da inşaatta çalışmayan bir insanın yani kas gücü ile çalışmayan bir insanın normal beyaz yakalı dediğimiz bilgisayar başındaki, toplantılara girip çıkan insanın yorulması imkansız esasında. Çünkü yoruluyorsa kas gücü ile yorulmuyor. Düşünce gücü ile yoruluyor. Düşündüğü için devamlı yoruluyor. Demekki işten çıkınca dinlenmesi gerekecek. Fakat düşünce yine devam ediyor. Her dakika ya işi ile ilgili ya da başka bir şey ile ilgili düşünceler devam ediyor. Demekki insan neden yoruluyor esasında, insan spiritüel çalışmanın ne olduğunu bilmediği için yoruluyor. Çünkü eğer insan düşünceleri ile arasına bir boşluk bırakabilirse o boşluk müthiş bir enerji var eder ve o enerji yorgunluğu durdurur. Ama eğer siz devamlı olarak şu ne oldu, bu ne oldu derseniz bütün enerjinizi düşünceye harcamış bir vaziyette olursunuz ve bütün enerjiniz gittiği için de otomatik olarak yorgun hissedersiniz kendinizi. Çünkü enerjiniz kalmaz. Ama bir şekilde spiritüel dünyası ile iş dünyası ve hayatı birleştiren bir adam 24 saat çalışsa yorulmaz. 

Hayatınızda spiritüel dünya hep var mıydı? 

Esasında ben bu tip konuşmalara ve çalışmalara karşı olan bir adamdım. Başta eşim olmak üzere, çevrem ve yakın arkadaşlarım sende bir terslik var derlerdi. Ben 32-33 yaşlarımdayken bunların tamamıyla deli saçması olduğunu söylerdim ve tam anlamıyla da karşıydım. Hiçbir şekilde ne bunlarla ilgili bir kitap okumuşumdur ne de bir şey dinlemişimdir. Bunların tümü benim için bir saçmalıktı. Hem de tam anlamıyla. Üniversitede işletme okumuştum. Ama etraftan söyleyen olurdu. Sende bir farklılık var ama sen farkında değilsin derlerdi. Mesela eşim bu konulara çok ilgiliydi, ben ‘bırak bu saçmalıkları’ derdim, o da bana ‘farkında değilsin ama senin bütün başarının arkasında yatan şey bu aslında’ derdi. Sonrasında çeşitli olaylar olabilir insanın hayatında, acılar, dertler, sıkıntılar yaşayabilir. Açıkçası bende öyle büyük bir acı ve sıkıntı veya dert olmadı. Ben kendi içsel dünyamın içerisinde bir şeylerin yanlış gittiğini daha doğrusu eksik gittiğini hissettim. Böyle başladı..

Peki bu fark ediş süreci nasıl oldu? Ne oldu da içinde yaşadığınız dünya yanlış veya eksik göründü gözünüze?

115 kiloya geldim. Çok ciddi sağlık problemleri yaşamaya başladım. Her ay check-up’a gidiyordum. 30’lu yaşlarımın başındayım. Genel müdürlük yapıyordum. Çok erken yaşta genel müdür oldum ben. Sonra da çok kilo aldım. Sağlıkla ilgili problemlerim vardı ama tabi genel müdür olduğunuz zaman dışarıya bunu yansıtmamaya çalışıyorsunuz. Aksine sağlıklı görünmeye çalışıyorsunuz. Geceleri uyuyamıyordum ve geceleri uyumamanın çok önemli bir şey olduğunu ve iş dünyası için bunun gerekli olduğunu zannediyordum. Fakat aslında ciddi bir sıkıntı vardı. Mesela midenizde ülser varsa bunun için novalgin, panalgin gibi ilaçlar kullanıp kendinizi işe çok iyi veriyorsunuz diye düşünürdüm. Tam bir salaklık aslında. Demek ki içeride müthiş korkular var ki bir şekilde yetersizlik hissi var ki dışarda bunu görüyorsunuz. Belki sonuçları dışarı her zaman yansımıyor olabilir ama içerde müthiş bir şey var. Eğer ben o günlerde bu farkındalığa ulaşmasaydım bugün 40’lı yaşlarımda böyle olabileceğimi hiç düşünmüyorum. Büyük ihtimalle belki de ölüp gitmiştim. 

Şu an kaç kilosunuz?

82 kiloyum. O zaman 115 kiloydum ama bakacak olursanız ben 10 yıldır doktor görmedim hastane görmedim. O işi tamamiyle bıraktım.

Ne demek tamamiyle bırakmak? Hastaneyi, doktoru bırakmak nasıl olabiliyor? Bu bizim karar vererek yapabileceğimiz bir şey mi? Fiziksel anlamda bedenimde herşey yolunda mı diye yapılan rutin kontroller de mi yok?

Esasında olayın başlangıcı şöyle. Bende çok fazla hastalık vardı ve zayıf bir düşünceye sahiptim o zamanlar. Basit bir şeyde bile ‘aman aman ne oluyor bana’ der ve hemen doktora giderdim. Paniktim. Çünkü şeker var, kolestrol var, panik atak var, herşey var yani. Bir gün böbrek taşı düşürüyordum. 1 cm gibi komik bir şey, yani çok küçük bir şey aslında ve ben onun için gidip hastaneye yatıyorum. Çünkü o acıya katiyen dayanamıyorum. O günlerde tam olarak ne olduğunu bilmiyordum ama kendi kendime sorgulamalar başlamıştı. Hayatım ne olacak, bu nedir, neden böyle şeyler yaşıyorum gibi sorgulamalardan bahsediyorum. İşte o sırada bir şey oldu. Birden hastaneden çıkmam gerektiğini ve aslında hastalığımın falan olmadığını farkettim. 

Nasıl? Yani zihniniz, ruhunuz size ‘hasta değilsin çık’ dedi ve siz de birden yattığınız yerden kalkıp yürüye yürüye hastaneden çıktınız mı?

Evet dışarı çıktım. Bunun anlamsız olduğunu farkettim. Hatta sigortamı dahi iptal ettirdim. 

Bu sırada iş hayatındasınız ama..

Evet iş hayatındayım. Genel Müdürlük pozisyonum devam ediyor. O günlerde de bir iş toplantısı için Budapeşte’ye gitmemiz gerekiyor. Çünkü Canon olarak birinci olmuştuk ve bir konuşmacı vardı, onu dinlemeye gitmemiz gerekiyordu. Bize ödül vereceklerdi. Birinci olduğumuz için bir plaket alacaktık. Orada, Budapeşte’de hakikaten benim için önemli olan ve benim için bu zamanı hızlandıran bir adamla tanıştım. Bir konuşmacıydı esasında. Stefano D’anna’ydı. 

Tanrılar okulu kitabı değil mi? Kitap daha piyasaya çıkmamış sanırım o zaman..

Çıkmış Türkiye’ye de yeni gelmiş sanırım ama ben tabi bu tip şeyler okumadığım için hiçbir fikrim yok. O zamanlar PR’da Betül Mardin’le çalışıyoruz ve Betül Hanım bir gün dedi ki: ‘böyle bir kitap çıkmış, böyle bir adam var, bu adam çok iyi bir konuşmacı olur.’ Öyle gittik. Fakat açıkça söylemem gerekirse bize göre hiç de iyi bir konuşma yapmadı aslında. Çünkü biz o zamanlar Amerikanvari Never give up! / asla vazgeçme!’ sloganlı konuşmalar seviyoruz ve haliyle de öyle konuşmaları bekliyoruz. Tabi Stefano böyle bakınca, bize daha yumuşak ve sakin geldi. Hayatımda ilk defa spiritüel bir konuşma dinledim. Beni etkiledi ve ben de Stefano’dan Canon’da da eğitimler vermesini istedim.  Hatta ben de onunla beraber orada 3 ay kaldım. Dostluğumuz gelişti. Sonrasında Elio D’Anna ile tanıştım. Stefano’nun kardeşi. Hakikaten çok önemli bir biçimde hayatımda yer tutan bir kişidir Elio. İşte Stefano ve Elio benim arayışımda hızlı yol almamı sağladılar ve belki de benim yanlış yere sapmamı, yanlış testler yapmamı da engellemiş oldular. Çünkü sonuçta sizde bir şey olmadan kimse size bir şey yapamaz. Bunun imkanı yok. 

Tabi çünkü istekli olmanız lazım.. İçinde bulunduğunuz döngü içerisinde bir şeyin sizi rahatsız etmesi lazım. Bir şeyi farketmeniz lazım..

Ve bir şeyin olmuş olması lazım. Çünkü kimse gelip size eğitim vererek konuşarak anlatarak sizi ordan doğru yola döndüremez esasında. Kişinin bazı farkındalıklarının oluşmuş olması lazım. O farkındalık içerisinde siz o doğruları o yanlışları görmeye başlayabilirsiniz. İşte bu karşılaşmanın benim hayatımda çok önemli bir yeri oldu ve böylece belki de 20 yılda alabileceğim bir hızlanmayı 3 ay içerisinde yapmış oldum. 

Peki şunu merak ediyorum. Ben 3 ay burada kalıyorum dediğinizde şirketten izin alabildiniz mi? Yoksa istifa mı ettiniz? Nasıl kalabildiniz?

İstifa etmedim. İlk 3 ay oradaki eğitimlere katıldım. Günler boyunca konuşmalar yaptık. Ama zaten bende sorgulama başlamıştı. Şanslı bir insandım. Çok genç yaşta kariyerimde çok yol almıştım ve artık hayatımla ilgili kesin kararlar vermem gerekiyordu bunu farkediyordum. 18 yıl boyunca aktif olarak çalışmıştım. Fakat ne yapacağımı ve ne olacağını bilmiyordum.

Korku var mıydı peki?

Olmaz olur mu? Çok korku vardı hem de. Korku şundan dolayı aslında. Şaşalı bir hayatınız var. Üst düzeyde olduğunuz zaman çok şaşalıdır hayat. Mesela ayrıldıktan sonraki ilk şokum vize alırken oldu. Vize almanın hiç o kadar zahmetli ve zor olduğunu bilmiyordum. Paramı yönetmesini bilmiyordum. Çünkü insanın maaşı olunca o parayı yönetmesi kolay. Ama kendi işini yaparken ne kadar harcayacağını bilmiyorsun.

Duygu Merzifonluoglu

Duygu Merzifonluoglu

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Ceren Otkun

Kasım 16, 2019

Ozan Akbas

Kasım 6, 2019

Yiğit Tuna

Ekim 30, 2019

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.