Mekân, Toplum ve Nesne

Şu ana kadar öğrendiğimiz, alışageldiğimiz her şeyin kökünden sarsıldığı, sorgulandığı günlerdeyiz. Kilit taşı çekilmiş bir kemer gibiyiz. Birçok kavramı da bugünlerde yeniden düşünür, eski tanımlarına uygunlukları üzerine tartışır hale geldik. Toplum, mekân, ekonomi, siyaset, sağlık, sosyallik; henüz ne olduğu üzerine uzlaşamamışken, ne olacağı üzerine konuşur olduğumuz daha bir sürü içerik.

Bu süreçte neler spotlight altında bir düşünelim… Sermaye ve devlet arasındaki etkileşim, sınıf ayrımları, korporatizm, toplum bilinci, sürü bağışıklığı, bedel biçme, ulusallık-yerellik akla ilk gelenler. Bütün bunların en öncesinde ama bugün, aslında en çok, toplumu ve mekânı konuşmalıyız belki de.

John Urry, “toplumsal”ın hem zamansal, hem de mekânsal ile ilişkisinin yetersiz tanımlandığını öne sürer. Toplumların sadece içsel bakımlardan iyi tanımlanmış özerk özneler olarak birbirleriyle nasıl temas kurduklarına değil, bu “toplumlar” diye bahsettiğimiz kavramın kendini aşan ve alışılagelmiş yanlarını alt-üst eden -uluslararasılaşmış para ve endüstriyel sermaye, kültür ve devlet yapıları- güncel vaziyetlerine de bakmayı ve tartışmayı önerir. Bu tip okumaları şu an içinden geçtiğimiz dönemle birlikte değerlendirmek enteresan sorular gündeme getiriyor.

Toplumsal etkileşimler zaman düzleminde değişim gösterirse, mekân düzleminde de değişim gösterecektir. Gündelik yaşamın yinelenmesi, zamansal ve mekansal bir düzenliliğe işaret etse de, Urry’e göre toplumsal etkinlikleri bilimsel kuramların çoğu mekân ve zaman açısından irdelemez. Marx, öte yandan, toplumsal ilişkilerin bazı mekânsal yönlerini üzerine söylem üretmiştir. Kapitalizmin genişlemesi ve kentlerin hem dikey hem yatay eksenlerde kendine daha geniş ve komplike formlar edinmesi, giderek genişleyen kapitalist iş’likler, ve kentlerde artan işçi yoğunluğu üzerine yeni mekân-toplum konfigürasyonları vuku buldu. Urry’e göre Marx’da bu bağlamda yeterli incelemeleri sürdürmemiş. Kapitalist toplumdaki başka mekânsal odakları; mahalle, kasaba, apartman, ulus-devlet odaklarını yeterince araştırmamıştır.

Bugün daha açık ve net bir şekilde gördük ki, bu mekânsal odaklar, “ekonomi içindeki birikim örüntüleri”yle yakından ilintili. Kapitalizm ücretli emekçiler için evi ve işi birbirinden ayırır, der Urry. Her şeyden önce mekân, içine yerleşen maddi nesnelerden bir biçimde ayrı, mutlak bir kendilik olarak görülmemelidir. Bunlar üzerine düşünürken de ilk paragraflarda sıraladığım konu başlıklarına ek olarak “devamlılık”, “arasındalık”, “mesafe”, “kapsama” konu başlıklarını elde edebiliriz bu okumadan.

Urry’nin söylediklerinin aksine, evlerimize kapandığımız ve birçok gündelik davranışımızı resetleyerek, yeni etkileşim ve mekânsallık düzlemlerine ulaştığımız bugünlerde, mekânsal yapının, toplumsal örgütlenme ve etkileşimlerin belirleyicisi olarak görüldüğü bir tür fetişleştirmeden kaçınmak mümkün değil. Yani onun savunduğu “mekânla içindeki nesnelerin birbirinden ayrı değerlendirilmesi ve mekânların etkileşimi üzerine söylem üretmenin çok da gerekli olmadığı, asıl etkileşimi nesneler üzerinden değerlendirmek gerektiği” düşüncesinin aksine, şu an bu distopik yüzyılda, mekân ve nesne özdeşleşmiş ve mekânın tüm dinamikleri, nesnelerin etkileşimlerinde belirleyici nitelikler kazanmıştır.

Daha önce başka bir yazımda da ele almıştım ama, “Mekânları Tüketmek” henüz okumadıysanız, toplum-kapitalizm-turizm-sosyoloji düzlemlerinden eski soruları tekrar masaya yatırırken, bu sorulara yeni cevaplar üretmeye çalışan John Urry’nin güçlü bir çalışması.

Aslında 20. yüzyıl ortaları Archigram akımını aratmayacak distopik/ütopik kentlerde yaşıyor gibi olduk ansızın. Dolayısıyla mekân ve kapitalizmi aynı kefeye koyunca akla ilk gelenin kentsel mekânlar olması, bu distopik aurada bambaşka bir boyut kazanıyor.

Kent nasıl bir dönüşüm geçirecek, kentli nasıl bir dönüşüm yaşayacak, bütün bunlarda dijital dünyanın, “kamusal”ı baştan tanımlayan sanal buluşma noktalarının nasıl bir payı olacak. Mekân ve toplum dediğimizde imgesel anlatımlar nasıl bir dönüşüm geçirecek? Özellikle henüz ismi konmamış geleceğin kuşakları bu kavramları nasıl algılayacak. Onların görme biçimleri neleri kapsayacak, hangi mekânsal alışkanlıklar tamamen unutulacak, hangileri birikime eklenecek?… benim aklıma gelen ilk sorular. Bütün bunlar üzerine başka neler sorulabilir?

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.