Mimarlık Eğitimi Üzerine…

Güncel dönemde kendine geniş yer edinmeye başlayan meselelerden bir tanesi de mimarlık eğitimi oldu. Bir yandan insanlığın en eski uğraşılarından bir tanesiyken, bir yandan da icra edilen bir meslek, bir disiplin olması çok da eskilere dayanmıyor. Sanat, zanaat ve tasarımın her birine dokunan bir terminolojide yer alabilen, beşerî olduğu kadar pozitif bilimle de bağdaştırılabilecek bir çalışma alanı mimarlık.

Bana kalırsa, mimarlık için bir disiplin olduğunu söylemek de çok doğru değil. Disiplin’in ne olduğu, neyi kapsadığı, ya da nasıl bir alan tanımladığına bakmak gerekir tabi böyle bir söylemde bulunabilmek için.

Ben bunun yerine, tamamen kendi içinden geçtiğim eğitim sürecinden, ve sonrasında hem bir ofis çalışanı, hem de kendi tasarım işini kurarak bunu da deneyimlemiş bir mimar olarak, ampirik gözlemlerle ve serbest atış düşüncelerle bazı fikirler ortaya atmak istiyorum.

Mimarlığın bir disiplin olduğu söylemi benim düşünce sistemimde şu engele takılıyor: onlarca farklı disiplinin kendi iç işleyişlerinden parçalar barındıran, objektif bağlamlarda bulundurmanın zor olduğu bir tartışma düzlemi açan, insandan, hayvandan, doğadan, malzemeden esinlenen, beslenen, kuramsal tarafı daha çok yenilerde derinleşmeye başlayabilen bir alan, kendi özgün ve içkin kuralları, mekanizmaları ve sistemi olan bir disiplin olabilir mi?

Peki, durumu bu açıdan ele aldığımızda mimarlık eğitiminin nasıl olması gerektiği üzerine bir bahis açmak istediğimizde neler söylenebilir?

Kendi eğitim sürecimde, şimdi dönüp baktığımda, gözlemlediğim; yukarıda listelediğim farklı disiplinlerden beslenme halindeki bir bilgi birikimini bu toplama parçalarla da olsa, özgün ve ayrı bir disiplinmiş gibi var etme gayretinden midir bilinmez, aldığım dersler birbiriyle çok ilintili gözükse de birbirinden hayli kopuk ve bağımsız yöntemlerle veriliyordu. Örneğin bir statik dersi bilgisi, stüdyo dersinde tasarladığımız projeyle bir bütünlük arz etmiyordu. Statik’i bir mühendislik fakültesi dersi gibi problem çözme, ve tektipleşmiş soru kalıpları üzerinden ezber yaptırma gibi yaklaşımlarla kavramaya çalışırken, sanki bina dayanımının pek de bir önemi yokmuş gibi, tamamen “bu kolon bu binayı taşıyordur herhalde” varsayımıyla tasarım yaptığım stüdyo dersinde, genel anlamda realist dayanaklar aramayan bir tasarım işine girişmiş oluyordum.

Mimaride aydınlatma diye bir seçmeli dersimiz vardı mesela. Mesela bunun seçmeli olması ne kadar doğruydu bilemiyorum. Bugün yapılan birçok çalışma doğal aydınlatmanın doğru kullanılması, yapay aydınlatmaların da doğru frekanslarda ve amaçlarda kullanılmasının kullanıcı üzerinde en büyük etkiye sahip parametrelerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Fakat bazı eğitim süreçlerinde bunu düşünmek, keyfî ve bahsi geçerse bahsedilen, zarurî elemanlardan biri gibi görülmeyen bir mesele.

Peki bir mimarın eğitiminde sadece bunlar mı devreye giriyor olmalıydı? Birbirinden kopuk bir sürü terminoloji silsilesi. Tesisat bir yerde öğreniliyor, statik bir yerde, enerji çözümleri başka bir yerde. Mimarlık öğrencisi, dönem boyunca tasarladığı tek bir projeyi bütün bu açılardan ele almaya çalışsa nasıl olurdu, düşündüğümde ben kendi adıma heyecanlanıyorum.

Bu tarifin içinde; psikoloji var, sosyoloji var, ekonomi var, kent planlama var, sanat var, yerel yönetimler var, imar yönetmelikleri var, afet yönetim kuruluşları belki bir ihtiyaçtır, en başta mühendislik bölümleri var mesela; elektrik-elektronik, makina, kimya, metalurji… Bütün bu disiplinlerin hepsinin bilgi birikimlerinden birer avuç, birer tutam ya da birer çuval transfere ihtiyacı olmuyor mu tasarım yapan bir mimarın?

Bunu kabul ediyorsak, mimarlığın kendi başına, kendi ayakları üzerinde bir disiplin olduğu söylemini de tekrar düşünmek gerekir. Bir yandan da, bunun ne önemi var, bilemiyorum. Bir disiplin olma iddiası ve gayreti, olmadığına inanıldığı senaryoda prestij kaybedeceği endişesine mi paralel acaba? Ya da ardında lezzetli ve sulu bir kuram birikmeye başlamışken ufaktan, biraz palazlandı mı sadece? Eğer mesele buysa sosyoloji 20. yüzyıl başlarında dünyaya geldi örneğin? O da yeni, ama daha ilk anda bir disiplin olduğuna dair bir şüphe yoktu hakkında. Mimarlığın tarihte zanaat olarak ele alınarak, adını bile sonradan kazanarak bu disipliner düzene soyunması bana kalırsa tam bir zaman kaybı.

Bunu bir kenara bırakıp, mimarın yaptığı iş özelinde beraber çalıştığı bütün disiplinlerden beslendiği için disiplinlerarası bir metodoloji önerdiğinin kabulü ve elde ettiği bilgi birikimini kendi ekolünde pişirerek farklı bir aromaylo sunması nedeniyle de disiplinlerötesi bir düzleme geçtiği kabulü sanki hepimizi rahatlatabilir.

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.