Toplumsal Benlik ve “Kendi”lik

Trend takibinin ve popülizmin alıp başını gittiği günümüzde, bireyin kendi derinine inip, kendi asil ruhunu tanıması ve keşfetmesi de giderek zorlaşıyor. Kapital toplum düzeni, bize ürünler, markalar ve tüketimler üzerinden bir karakter tulumu dikip biçerken, ruhumuzun ölçülerini bir an için dahi hesaba katmıyor. Benim sevdiğim müzik ne, beğendiğim giyim tarzı, bulunmaktan hoşlandığım ortamlar nereler gibi sorgulamaları bilinçüstünde var etmeye çalışsak bile, bilinaltına işlenmiş ve büyürken düşünsel genetiğimize işlemiş birçok mekanizma bu bilinçli sorgulamaların sonuçlarını doğru tespit etmemizi önlüyor.

Kendi karar mekanizmamızla düşünebiliyor ve karar verebiliyor olduğumuz sanrısıyla çıktığımız çoğu beyin fırtınası aslında, kendi’likten tamamen bağımsız, daha çoğulcu ve toplumcu bir perspektiften var oluşun tüyolarını ortaya çıkarıyor. Birden fazla katmanı içinde barındıran bir farkındalık ve karmaşık düşünebilme yetisi olmadan da özellikle büyükşehirlerde, bir insanın aslında kim olduğunu fark edebileceğine inanmıyorum.

“Kim olmak” sorusunun kendi varoluşsal düzleminde bile problemler var. Kimim ben, dediğimiz an, zımnî bir “birisi olma çabası”na giriyoruz. Belki istemli, belki istemsizce, toplumsal birey fabrikasında üretilen birtakım ‘steryotip’lerin kalıbında buluyoruz kendimizi. Gündelik sosyal akışta var edilmiş kategorilerden daha benimsenmiş ve güvenli olanlarına sığınarak tabiri caizse ezberlenmiş senaryolarla oyunumuzu oynuyoruz.

Birisi’ne dönüşüp, günün sonunda, ben buyum, diyoruz. Cevapları arkadan geçirdiğin bir testte, birkaç soruyu bilerek yanlış işaretleyip zamanında bitirildiği beyan edilen bir ödev gibi. Halbuki sorular bize ait değil, şıklar bize ait değil, bir başkasının sorusuna, sunulan beş seçenekten birini işaretleyip, kendimizi çözdüğümüzü söylemek değil de ne bu? ÖSS nesli iyi bilir 😊 Global ölçekte dayatılan bireylik kalıbı bize A mı olmak istersin, B mi, C mi, D mi… diye oldukça fazla sayıda seçenek sunduğu için, kendimizi özgür sanıyoruz. Mesela kalıpsız ve özgün ve işte biraz da çılgındır o, denilen bir birey kalıbı da var seçeneklerde. Çoğu kişi bu kalıba girip sistemi alt ettiğini sanıyor. Sistemin sorgulamaya biraz daha meyilli olanları terbiye etme stratejisine yenik düştüğünün farkına varmıyor. Bu bahsettiğim sadece kapitalizme karşı hippie olmak gibi klişelere yönelik algılanmıyordur umarım. Bahsettiğim, ideolojiler üzerinden kişilerin kendi kimliği üzerine çıkarımlarda bulunma çabasının ne kadar nafile olduğu aslında. Daha çıplak, daha ham, daha salt bir benliğin yerini, toplumsal düzende rasta saçlarda da bulamaz kimseler, diyorum. Sistem, ona baş kaldırdığını sananları, “marjinalize” diye yaftalayarak yine kendi üretimi bir kalıba dökerek, kendi dişli mekanizmasının bir parçası haline getiriyor. Bireyler de kim olduğunu bildiğini sanıyor, diyorum. Hepsi bu.

“Ben, kahve içmeden uyanamıyorum sabahları”, “Benim gözlerim güneşte ela rengi”, “benim evimde televizyon yok” gibi cümleleri düşünün. Ne sıklıkta duyuyorsunuz? Söyleyen kişinin tavrı nasıl? Bu özellik bir tek onda varmış gibi değil mi? Bunlar, toplumsal kategorizasyonda “havalı” olduğuna inanılan kimlik yakıştırmalarından başka hiçbir şey değil oysa. Kahvede kafein var, kafein bağımlılık yapar, zamanla bağımlılık eşiği artar, vücut her gün aynı saatte, zamanla daha fazla dozlarda kafeini bekler. Her sabah kahve içen birisi, kolaylıkla sabahları kahve içmeye bağımlı olur. Kahve üreticileri bunun farkında değil mi? Kahve için yaratılan imge, neden tüm firmalar arasında bu kadar tutarlı olabilir ki başka? Kahve tüketen birey imajı, öyle belirgin bir birey kalıbı yaratıyor ki, kişiler bilinçaltında bu imajı giyinip, kendini keşfettiği sanrısını, gerçekmiş gibi anlatmaya doyamıyor. Az Önce bahsettiğim marjinalize edilmiş bireyler de burada devreye giriyor. “Ben kahve tüketmiyorum” diyorlar onlar da. Aslında yine kahve endüstrisinde üretilmiş “kahve içen birey” imajı üzerinden bir kimlik arayışında bulunduklarını fark etmiyorlar bile. Toplumsal benliklerin ağırlığı altında, onu kabul eden de, reddeden de kendiliğini aramaktan uzaklaşabiliyor yalnızca. Kimse, kim olduğunu ararken, dönüp kendine bakmıyor; cevabın “evet” ya da “hayır” demekte değil, yokmuş gibi davranıp içine dönmek olduğunu fark etmiyor.

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Ozan Akbas

Kasım 6, 2019

Yiğit Tuna

Ekim 30, 2019

Cansın Ersöz

Ekim 23, 2019

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.