Tüketim Çağının Divaları

Kurgusal okumalar arasına biraz nonfiction eserler serpiştirince insan farklı sorgulamalara girişiyor. Özellikle tez döneminde Baudrillard’lar, Debord’lar, Simmel’ler, Harvey’ler, Bauman’lara gömülüp çıkışı tekrar bulamadığımdan beri hayatı daha farklı bir filtreden gözlemler oldum. Tabii ki herkes gibi ben de tek bir çağ gördüm. Ama “insanlık tarihinin en farklı ve özgün çağını yaşıyoruz” diye de düşünmeden edemiyorum. Sadece ampirik gözlemlerle elde ettiğim bulgular bile bana hem çok yakın geçmişimizden hem de uzun soluklu geçmişimizden referanslarını bulamayacağımız, “onlar nasıl yapıyorlardı ki?” diye sorgulayıp dönüp baktığımızda bir eşleniğine rastlayamadığımız onlarca fark olduğunu söylüyor.

Birçok yazımda da bahsettiğim gibi, macera sanayi devrimiyle başladı. Buharlı makinelerin, seri üretim bantlarının, yeni sınıf anlayışlarının, Marx’ın söylemlerinin, radyonun icadının ve marka kavramının doğuşunun… Oradan televizyona ve reklama geçerken, tüm dünyaya tabiri caizse damar yoluyla zerk edilen “the American Dream”in bizi bugün getirdiği noktanın; en azından kendi bilgi birikimimle şöyle bir hafızamı taradığımda Antik Mısır’da, Rönesans döneminde ve hatta Paleolitik çağda karşılığını bulamıyorum.

Peki, ne bu geldiğimiz nokta?

Evet, tüketim diyoruz, çılgınlık diyoruz, Debord’un “pseudo” yani sahte olarak nitelediği ihtiyaçlar silsilesinde asla doldurulamayan bir psikolojik boşluk diyoruz. Bunlar genel çerçeve… Biraz özele indiğimizde bu gelinen noktanın doğurduğu, özgün ve yine benzersiz diyebileceğim kavramlar, oluşumlar ve kimseler var. Tüketim çağının divaları, bunlardan bir tanesi.

Eğri oturup, doğru konuşalım. Hayatlarımıza bu kadar infiltre olmuş bir terminolojiyi oturup şimdi buradan yermeyi çok rasyonel bulmuyorum. Influencer marketing diye bir gerçek var. Beğenin ya da beğenmeyin; geniş kitlelere sesini duyurabilen insanlar, ürünlerin ve markaların lansmanını yapmak için evrilmiş ve bir manuelbook takip edercesine aynı düsturda şekillenmiş insanlar. Modern çağın divaları. Yazmak, ya da üzerine düşünmek istediğim şey, bu insanların ya da artık iş kolu diyebileceğimiz bu “hizmet”in varlığı değil bu yüzden. Bunu artık sorgulamak biraz afakî. Fakat, diva kelimesiyle de dikkat çektiğim şey, yani bu meselede beni esas rahatsız eden durum, o genre, o duruş, konuşma tarzı, ego ve şişmişlik sanırım.

İşimin pazarlamaya dokunan kolunun bir gereği olarak birçok fenomenle temas halinde oluyorum. Kimisi çok sempatik, sohbetlere de doyamam. Ama bazısı bir konudaki haklılık ya da daha önemlisi doğruluk oranının takipçi sayısıyla bir paralellik içerdiğine tüm kalbiyle inanmış durumda. Herhangi bir şeye ayıracağı bir saati senin yüzüne vurmaya hazır. Ve en kötüsü kendine ayırabileceği bir haksızlık ihtimali payı da hiç bulunmuyor. Modern dünyada özellikle sosyal medya aracılığıyla bilhassa ergenlik çağındaki bireylerde birçok psikolojik sorunun oluşmasına yol açan bir devrin hummalı lokomotiflerinden birine dönüşmek, tanrıkompleks bir karakter bozukluğuyla kendisini “yaşamanın” (lifestyle ya hani), “giyinmenin”, “yemenin” ve “gezmenin” uzmanı sanmak; bütün bunları aklıyor mu emin değilim.

Altını çizmek istediğim konu işte tam da bu.

“Influence” ne kadar güçlü bir kelime oysa ki. İnsanoğlunun maalesef bazı kelimeleri çok sık kullanıp, anlamın içini boşaltmak gibi farkında olmadan edindiği bir alışkanlığı var. Çok takipçisi var dedik önce, sonra fenomen dedik, youtuber, vlogger falan derken genel anlamda influencer diye tarifledi birileri. Çünkü evet, ortada bir “influence” var. Influence edilen ve eden var bir de. Peki bir topluluk üzerinde etki yaratma gücünü elde etmiş bir kişi, bu gücü neden iyilik (:)) için kullanmıyor -mesela farkındalık yaratmaya, kadın haklarına, hayvan haklarına falan dikkat çekmeye çalışmıyor? Ya da Valikonağı’nda ezilme riskine girerek trafiğin ortasında fotoğraf çektirmeye harcadığı emeği, de’leri, da’ları düzgün yazmaya harcamıyor… Burası benim algı limitlerimi biraz aşıyor sanırım.

Büyük güç, büyük sorumluluk gerektirir üzgünüm. Aslında şu an sorguladığım şey; tüketim çağının divaları için, şu: ondakikada stok bitirten storylerinden birkaç tanesini de ataerki ve heteronomativiteye karşı bilinç yaratmaya kanalize etmeyi deneseler, neler olurdu acaba.

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.