Yaşamak için Çalışmak, Çalışmak için Yaşamak

Kırsaldan kente göçün arttığı, bilgiye erişimin kolaylaştığı, iletişim ve ulaşım hızının artarak mesafeleri ve bilinmezlikleri yok etmeye başladığı 21. yüzyılda, kendini ve hayatını sorgulayan insanların sayısı artıyor. Aslında her kuşak doğduğu dönemin majör değişkenlerine göre şekilleniyor ve ilk cümlede listenen değişkenler de adına “kayıp nesil” dediğimiz Milennial’ların yani Y kuşağının şekillendiği dönem.

Çocukken oyuncaklarla ve sokakta, doğada, insan etkileşimiyle öğrenirken, evine ilk oyun konsollarının, atarinin ve kocaman kasalı bilgisayarların girmesiyle yetişme koşulları değişen nesil Y kuşağı. Biraz ansiklopedi falan kurcalama alışkanlıkları edinecek gibiyken, birden kontrol+C ve kontrol+V mucizesi ikram edilen kafası karışık nesil. Tam kuralları, sistemi ve sorumluluk bilinciyle dolup taşan ebeveynlerinin öğretilerini benimseyecekken, aklı çelinen, bütün bu çakışmayla isyan bayrağını çekmeye yatkınlaşan ve neden, ne gerek var, gibi sorularla zihninde boğuşmaya daha çok başlayan bir geçiş nesli. Ne Z kuşağı gibi teknolojini tam kalbinde bir yazılım dehası, ne X kuşağı gibi evden işe, işten eve, aman ağzımızın tadı bozulmasın’cı.

Hayattaki yerini, benliğini, kimliğini sorgulayan kelimenin hem mecaz hem gerçek anlamıyla kaybolmuş bir nesil. Mecaz anlamıyla kayıp, çünkü hiçbir zaman yeterince takdir edildiğini hissetmeyecek bu nesil, zihnini ve enerjisini nereye kanalize etmek istediğine karar veremeyecek, sık iş değiştirecek, çabuk sıkılacak… Kalbi ve ruhu yol, iz, adres bilmeyecek. Gerçek anlamıyla kayıp çünkü, fiziken de her nerede yaşıyorsa, yaşamadığı yerlerde kalacak gözü hep. Evindeki eşyaların yeri sık değişecek belki. Sosyal medya hesaplarını bile bir dibine kadar ekspoze yaşatacak bir tamamen kapatacak köşesine çekilecek.

İşte Y kuşağı.

Y kuşağı üzerine biraz okuyunca tabii her şey bu kadar karamsar değil. Aslında çok güzel bir mottosu var bu kayıp neslin. “work to live”. Yani hayatını istediği gibi yaşaması için uygun koşulları sağlayacak bir işte çalışmak istiyor bu kuşak. Yaşadığı hayatın bir anlamı olsun istiyor, değişik yerler, değişik insanlar keşfetmeye daha açık. Yaptığı hareketlerin bir nedeni, anlamı olsun istiyor. Hatta tam olarak bu yaklaşım günümüzde ayrımcılığı, cahilliği, dogmatik yaklaşımları sarsan ana akımı oluşturdu diyebiliriz. Oysa ki anne babaları öyle değildi bu neslin. Onlar “live to work” diyorlardı. Yaşamın amacı, çalışmaktı. Tüm toplumsal düzeni, var olan sistemi korumaya ant içmişti onlar. İşleri çoğu şeyden daha önemli ve öncelikliydi. Irkçılık ve ayrımcılık, sisteme uymayanı kötüleme, aykırıyı beğenmeme oranı daha yüksekti.

Değişik bir çağa giriş yaptık. İş tanımları değişiyor, disiplinler birbirleri içine eriyor, sınırlar silikleşiyor. Hiç sorgulanmamış kurallar sorgulanıyor, neden-sonuç ilişkileri sınanıyor. Anlamsız şeylere anlam bindirmeye, anlamlı şeylerin içi boşaltılmaya başlanıyor. Bütün bu geçiş sancısı, bu sürütşme bu yüzden. Her şey sona erdiğinde, Z kuşağı bir sonraki kuşağı doğurduğunda nasıl bir dünyada yaşıyor olacağız, bunu bilemem, fakat Y kuşağı yaşamak için çalışıyor. Ve bu kesinlikle dünyanın sonu değil.

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Ceren Otkun

Kasım 16, 2019

Ozan Akbas

Kasım 6, 2019

Yiğit Tuna

Ekim 30, 2019

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.