Yeni Nesil Mekânlar

Hiç yeni nesil ofislere bir göz atma şansınız oldu mu bilmiyorum. Fakat, yaşadığımız devir artık fiziksel anlamda kanıksadığımız mekân kavramının dijitale, sanala, daha mental ve sınırları olmayan bir bağlama taşındığı bir devir. Sosyal medya hesapları yarı kamusal şahsî alanları oluştururken, internet siteleri de modern piazzaları, meydanları oluşturuyor. Kişilerin fiziksel olarak bir arada olması, iletişim kurmanın ve haberleşmenin zarurî ihtiyaçlarından biri değil artık.

Bunun nedenlerine bakacak olursak tabii en başta teknolojiyi ve hızlı iletişim olanaklarını düşünebiliriz. Urry, Mekânları Tüketmek kitabında kapitalizmin altın çağı olarak nitelenen “geç kapitalizm” döneminde mekânların metalaşması sürecinden ve bunun nedenlerinden bahseder. Benzer şekilde Bauman da bazı eserlerinde kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve gelişmesi nedeniyle mesafelerin zaman kavramıyla kurduğu ilişkinin direkt olarak format değiştirdiği, uzak olma’nın aynı zamanda erişim sürelerinin uzun olması anlamına gelmesinin artık söz konusu olmadığından bahseder.

Bu mekân tasarımlarında önceki jenerasyonların deneyimlediği evrenseli arayan süssüz ve sade modernliğin; şimdilerde esnek düşünme yapısının, daha “eğlenceli” algılanabilecek alanlar ekleme eğiliminin, daha çekici, daha popüler mekânlar yaratma arzusunun yaygınlığı karşısında terk edildiğini, eleştirildiğini ve hatta bazen kınandığını söyleyebiliriz. Burada da aslında modernitenin koltuğu post-modernizme devretmeye başladığı 60’lı yılların sonu, 70’lerin başı dönemine bir paralellik var gibi. Y kuşağının bugün hissettiği şey belli ki, tıpkı Baby Boomer’ların bir önceki kuşaktan koltuğu devraldıklarında hissettiklerine çok benziyor.

Bir analoji yakalamaya çalıştığım şey aslında kuşakların mekân tipi talepleri üzerinden mimarî üsluplardaki değişimler. Grid planlarda, açık plan düzenlerinde, yatay, çizgisel, sade ve abartısız cephelerde modernizmin çağrıştırdığı şey belki de cubicle’larda çalışan, bir üretim ve verim terminolojisinde kendi ayağına sıkan bir yatırım anlayışıyla özdeşleşiyordu. Sınıf ayrımlarını ortadan kaldırma gayeleri ve hatta vaatleriyle dünya savaşları öncesi “listelerde hızlı bir yükseliş yakalayan” modernizmin, kendini artık iyiden iyiye sadece burjuvaziye layık görmeye başladığı 60’lı yıllar, şüphesiz modernist anlayışın evrensel ve hakikî bir stile dair söylemleriyle taban tabana zıttı. Benzer şekilde daha bireyselci ve perspetivist bir yaklaşımı savunan post-modernizmin de günün sonunda global bir dalga yakalayarak bugün globalizm dediğimiz kültür endüstrisinin güçlü faktörlerinden biri olması da gerçekten çok ironik.

Harvey bu durumu “Postmodernliğin Durumu” kitabında şöyle açıklıyor:

“Sanki modernitenin evrensel iddiaları, liberal kapitalizm ve emperyalizmle birleşerek, o kadar büyük bir başarıya ulaşmıştı ki, yüksek modernist kültürün hegemonyasına karşı kozmopolit, ulusüstü, kısaca küresel bir direniş hareketinin maddi ve politik temellerini yaratmıştı.” (Harvey, 2014, sf:53)

İşte bütün bu değişimler ve dönüşümlerin neticesinde bugün gelinen noktada, yeni nesil çağdaş insan, hala sabitliğin her türlü formatına karşı çıkmaya çalışan, gayrimenkul yatırımına inanmayan, çabuk tüketen ve çabuk sıkılan ve deneyimlediği mekânda gerçekten de bir “deneyim” arayan bir karakterde.

Kimilerine göre bu; kapitalizmin kendi üretim döngülerini desteklemek için attığı her adıma, yarattığı her normativiteye karşı ödediği bir bedel gibi görünüyor. Bana kalırsa, yeni nesil mekânlar, kapitalizmin yarattığı mutsuz insanlara, enteresan deneyimler sunarak onları biraz olsun mutlu kılmak için ödenen bir bedel değil, aksine bizatihi kendi tüketim çarkını hızlandıran bir oluşum. Yani özünde doğa olan bir canlıyı, doğadan koparıp, bir kutuya koyup boğulurken de can yeleği uzatan bir kapitalizm, kendi kurbanının ölmesine engel olurken, yaptığı bir şeyin cezasını ödemekten ziyade, yine sadece kendi çıkarlarını korumuş oluyor.

Ama yine de, bunun da tabi, ne kadar önemi var, bilemiyorum.

Sonuç olarak günün sonunda, dev vitrinleri olan hantal evlerden ve kübik bölmeli, gri halılı ofislerden kurtulup, neon yazılar, salıncaklar, hamaklar, oyunlar ve okuma köşeleri olan yeni nesil mekânlara kavuştuk. Özgürlüğün dibi değilse de, yine de bir şeydir, ne dersiniz?

Ozan Akbas

Ozan Akbas

Bu Yazıyı Beğendiyseniz...

Teknoloji, tasarım ve motivasyon dolu Kolektif House dünyasından en son haberler, etkinlik duyuruları ve sürprizler için haftalık bültenimize kayıt ol. Merak etme, fikrini değiştirirsen dilediğin an ücretsiz olarak bülten üyeliğini sonlandırabilirsin.